25 Ocak 2018 Perşembe

''ÖLÜME KUCAK AÇMAK''

Son günlerde nereye gitsem bilemiyorum. En şiddetlisinden bir deprem geldi vurdu hayatımı. Her şeyi yerle bir etti ve şiddetli sarsıntılar peşi sıra geldi. Aralarında ne nefes alabildim ne de dinlenebildim. Yine kendime kızdım, yüklendim. Başım patlayacakmış gibi oldu, 3-4 gün boyunca hem göz yaşı aktı gözümden hem de burnumdan kan. Anlayacağınız bu yıkık dökük şehirde gözyaşlarım kana karıştı. Bir kaç gün öleceğim, kesin öleceğim diye ağlaya ağlaya dolandım. Saçlarıma dokunmak bile gelmedi içimden çünkü her seferinde avuç içlerim saçla doluyordu. Duşun altında dakikalarca dikildim, vücudumla birlikte zihnimde arınsın diye. Bedenim yaşadığım bu üzücü, kötü olayları daha fazla kaldırmayacaktı çünkü. Ertelemeye karar verdim her şeyi. Her şeyi çok önceden değil zamanı gelince düşünmeliydim, zamanı gelmeden de kendime gelmeliydim. Mağazalarda hiç bir şey denemeden, almadan boş boş dolandım. 2 kitap bitirdim, kendimi yeni bir kitap ve birayla ödüllendirdim. Vapurun ucunda denize karşı bir sigara yaktım, martılar kadar özgür olmayı diledim, fotoğraflar çektim. Ufak bir sahil yürüyüşü sonrası kendime bir kahve ısmarladım, sanki ölecekmişim gibi her yeri karış karış adımladım. Rüzgar yüzüme vurdukça canımı acıtsa da rüzgara karşı oturdum. Bütün bunlara rağmen acım hep içeride bir yerlerde saklandı ve bunlar bittiğinde tekrar ortaya çıktı. Kendimi ya birinin kollarına atıp saatlerce yardım et diye ağlayacaktım ya da hayranlıkla izlediğim denize kendimi bırakacaktım. İkisi de olmadı fakat ikincisi zaman zaman çok ağır basıyor. Ölümü her şeyin son bulması değil de huzura kavuşmak gibi görüyorum artık. Dayanamayacak seviyeye gelirsem başvuracağım bir şeymiş gibi.
Her gün düşünüyorum, her saat, her dakika ve tekrar tekrar burnum kanıyor. Sanırım bedenim de bunu istiyor, huzura kavuşmayı. Öylece çekip gidecek değilim elbet. Bir gün buna karar verirsem o günü son günüm gibi yaşayacağım ve kesinlikle okuldaki öğretim üyelerine ne denli psikolojik baskı yaptıklarını öğretmeden gitmeyeceğim. Mesela ağzına kadar doldurduğum sınav kağıdımın sonucu ''0'' geldi. Orada ''0'' gördüğüm an ellerim titremeye başladı. Kağıdı boş versem hakkı fakat bir çaba var o kağıtta ve doğruluğundan emin olduğum en az 2 soru. 5 bile vermemiş. ''0''. Hiçlik, boşluk. Kendimi aptal gibi hissetmeme sebep olan not, öğretmen.
''13 Reasons Why '' dizisini izlediyseniz bilirsiniz. İntihara kalkışmadan 13 kişi/sebep sıralıyor başroldeki kız.13 değil belki 15-20 sebep sıralayabilirim çok zor değil. Belki benden sonra bir şeyler değişir diye.
Neyse şimdilerde dayanmaya çalışıyorum her seferinde gücüm kalmasa da sürünerek devam ediyorum yola. Arada bir tutunacak dal, ağlayacak omuz aramıyor değilim. Bu çokta zor olmasa gerek.
Olur da ayağa kalkarsam dönüp okuyacağım bir yazı olsun istedim. Belki sizde bazen böyle düşüyorsunuz, ölümle burun buruna geliyorsunuz. Benim karar vereceğim bir şey olmasa da bir kaç deprem sonrasında ayakta kalacak tek bir şey olmayacak içimde. Kendime hayata tutunmak için sebepler de arıyorum, buluyorum sonra elimden kayıp gidiyor.
Tek dileğim gökyüzüne uzanan taş gibi binalar inşa etmek. En güçlü deprem gelse bile yıkılmayacak bir şehir yaratmak...





Erdem Ergun - Aşk Dediğin - https://www.youtube.com/watch?v=cutu6vWqq_Q
Still Corners - The Trip - https://www.youtube.com/watch?v=uKBWxvN0VMc
Evgeny Grinko - Field - https://www.youtube.com/watch?v=GF5SlU9YA70
Kaan Tangöze - Kalmak Türküsü - https://www.youtube.com/watch?v=5oqWA9UiPzQ
Eric Satie - Gymnopedies - https://www.youtube.com/watch?v=aUaFH2h61J0
Joep Beving - Midwayer - https://www.youtube.com/watch?v=2ls_LTGBTcE


2 yorum: