28 Ekim 2017 Cumartesi

'YALAN NEDİR BİLMEYİN!'

21. yüzyılın dayattıklarının altında eziliyor benliğimiz, insanlığımız, çocuk yanımız ve hasret kaldığımız anılarımız...
Hepsi yok olup gidiyor. Sokak aralarında maç yapmıyor artık çocuklar. Akşam ezanının kıymetini bilmiyorlar, hep birlikte yenen o yemekler anlamını yitirdi çoktan. Dizimiz kanardı da en yakın çeşmeye gidip yıkar, oyuna devam ederdik. Akşam ezanı okununca anlardık eve gitmemiz gerektiğini, oyun dururdu herkes dağılırdı evine. Mis gibi bir sofra karşılardı bizi evde ama öyle hızlı yerdik ki tekrar inip oyuna devam etmek için. 
Koşardık tekrar sokağa, hava kararmaya başlamış olurdu çoktan. Tam saklambaç havası... Sitenin çevresinden uzaklaşmadan oyunu devam ettirirdik. Şapka, tişört değiştirip çamlak-çömlek patlatmalar, zillere basıp kaçmalar, balkona fırlayan beyaz atletli, göbekli 'Sizi bir yakalarsam çocuklar!' diye bağıran amcalar...
 Bir ara acıkırsakta elimizde ne varsa ortaya döker, bakkaldan abur cubur alırdık.
Hepsi bitti gitti şimdi. Sokakta oyun oynayan tek tük çocuk kaldı. Kanayan dizler yok artık, ufak bir yeri kanasa kendini yırtan çocuklar var. İnternet kafeleri dolduruyorlar şimdi. Saatlerce o ekranın karşısında, hareketsiz oturup oyun oynuyorlar. '3 numara 2 saat daha abi' diye diye koca bir günü orda bitiriyorlar.
Hatırlıyorum da saklambaç oynuyorduk yine bir akşam, saklanmaya çalışırken bacağım tellerin arasına girmişti. Yavaşça çıkartmıştım, 'Oyun durduuuuğğ' diye bağırmayı da unutmamıştım tabi. Herkes saklandığı yerden çıkıp gelmişti, Sokak lambasının altına bir toplanmıştık ki bacağım kan içinde. Tabi o görüntüyü görür görmez acımdan çok 'Annem ne der?' düşüncesi sarmıştı beni. Koluma girdi arkadaşlarım eve götürdüler beni. Annem biraz kızarak bacağımı kolonyayla, suyla bir güzel temizlemişti. Arkadaşlarım meraklı gözlerle kapıda beni izliyorlar, abim ise 'Sana kocaman iğne yapacaklar bak, o telleri biliyorum ben paslı onlar' diye beni korkutmaya çalışıyordu.
O an o kadar korkmuştum ki, herhalde dünyadaki en büyük korku bu diye düşünmüştüm. Çocukluk işte. Üstüne kaç acı çektim, neler gördüm/geçirdim ki daha 20 yaşındayım. Kim bilir daha neler yaşayacağım. Ama tekrar o sokaklara dönmek isterdim. İçimdeki çocuk o sokakta büyüdü, yaşadı şimdiyse öldü. 
İnsanlar burnunu hiç koluna silmemiş gibi davranıyor veya altına hiç çiş kaçırmamış, hiç çocuk olmamış gibi...
Onun şu telefonu var, bunun sevgilisi şöyle, 'of fondötensiz okula gidemem yaaağğ' diye bir cümle bile duydum.  Kim ne giymiş, nereye gitmiş, instagramdan kim kimi likelamış. 'Kızııaağğm Selinin sevgilisi ne yakışıklı ya hoff, ayrılmışlar ama galiba yazsam mı he?' Gibi gevşek cümleler...
Yok yani, o masumluk bitmiş. Böyle cümleler duydukça, bu insanları gördükçe iyice paranoyaklaşıyorum. Kimsenin sözüne, lafına, hareketine inanamaz oldum artık. Kafam da hep bir şüphe, hep bi soru işareti...

19 Ekim 2017 Perşembe

"NEFES"

Devam etmeliydi hayat her şeye rağmen, herkese inat nefes almalıydın aslında. Aldığın her nefeste öfkeli bir boğa gibi nefes veren birilerini görmek biraz daha güç vermeliydi sana.
Yenilmemeliydin ilk savaşta, huzuru aramak için çıktığın bu yolculukta yaşadığın felaketler döndürmemeliydi seni yoldan.
Hep daha ileriye bakmalı, daima ileri adım atmalıydın.
Sen, tek başına.
Herkes kendi savaşını verir, bir bakmışsın müttefiklerin sana düşman olmuş.
Yanında savaştığın adam karşına geçmiş utanmadan namluyu dayamış alnına silahı kavrayan ellerinde hiç bir titreme belirtisi yok.
Tetigi tutan parmağı ve bakışları kararlı. Hayatın film şeridi gibi geçiyorken gözlerinin önünden, kaç ihanet, kaç yalan, kaç aldatma sayamıyorsun bile.
Ve ellerini omzuna koyan o eller şimdi boğazına sarılmış, seni öldürmeye and içmiş sanki.
Bazı şeyleri anlamak için fazla geç olmuş, alıp verdiğin nefesten rahatsız olanlar olmuş.
Sonra bir patlama sesi kulakları çınlatan. Gözlerini sımsıkı kapatmışsın, acıyı bekliyorsun, nefesinin kesilmesini...
Fakat hiç bir şey olmuyor.
Gözlerini aralıyorsun, az önce sana silah doğrultan, eskinin dostu şimdiki zamanın düşmanı artık nefes almıyor.
Biraz başını kaldırıyorsun, sevmeye tenezzül bile etmediğin o insanı görüyorsun ilerde.
Elleri deli gibi titriyor, gözlerinde sevgiyle karışık korku var.
Dudakları aralanıyor bir şey söylemek istermişcesine, sonra susup yanına geliyor.
Şefkatli elleriyle sarıyor seni, hayatını kurtardığı elleriyle...
Hala nefes alıyorsan onun sayesinde, zahmet edip sevmediğin insanın sayesinde.
Kimi dost, kimi düşman bilmelisin anlıyorsun.
Seni gerçekten seven insanlara değer vermen gerektiğinin farkına varıyorsun. Dostun her an düşmanin olabilir ve senin sevgini biraz bile görmeyen insan gelip seni en zor anında kurtarabilir.
Film şeritleri tükeniyor.
Siyah beyaz hayatın sana uzatılan bir el ile rengarenk oluyor.
Sen nefes alasın diye hayatından vazgeçen insanı, hayatına alıyorsun. Hayatta seni terketmeyeceğini düşündüğün dostların, yakınından bile geçmiyor artık.
Bir insan bazen bir ömre bedel oluyor, birlikte nefes alıp vermek sizi daha güçlü kılıyor.
Birbirinizin nefesini sadece mutlu anlarda kesmeniz gerekiyor, acı ve üzüntü bu nefesi kesmemeliymiş gibi geliyor.
Kesmemeliymiş gibi.
Biriniz tükendiğinde diğeri nefes olmalıymış gibi.
Ses olmalıymış gibi.
Birbirinize hayat olmalıymışsız gibi, kimseye boyun eğmeyecekmiş gibi güçlü olmalısınız birlikte.
El ele, göz göze, saçlarınız ve nefesleriniz karışmalı birbirine.
Bedenleriniz tek vücut olmalı.
Hiç ayrılmamalı.


17 Ekim 2017 Salı

''BİR DAHA ASLA''

Sokakları belli belirsiz aydınlatan lambaların altında yürüyoruz
Her lambanın altından geçtikçe aydınlanıyoruz ve sonra yine karanlık
Gecenin sessizliği hakim her yere
Tek duyabildiğimiz rüzgarın uğultusu
Saçlarım sağdan sola savrulurken, parmaklarıma kadar çektiğim kazağımın altındaki sıcak tenime değiyor soğuk hava.
Ceketimin önünü kapatıyorum,
Ellerin ellerimde,
Gökyüzüne dönüyoruz yüzümüzü,
Yıldızlar hiç olmadığı kadar parlak,
Şehir yavaş yavaş karanlığa gömülürken tek tek görünmeye başlıyorlar gökyüzünde...
Hafifçe gülümsediğini hissediyorum,
Göz kapaklarımız ağırlaşıyor, yavaşça kapatıyoruz,
Sonra derin bir nefes alıyoruz, hiç bitmeyecekmiş gibi...
Yaşıyoruz, kalplerimiz birlikte atıyor.
Rüzgar daha sert esmeye başlıyor,
Ellerini çekiyorsun ellerimden, bedenim titremeye başlıyor,
Ta ki kolunu yavaşça omzuma koyana kadar...
Her şey son buluyor,
İnsanlık, soğuk, bütün pislikler hepsi bir anda bitiveriyor.
Her şeye iyi gelen ilaçlar gibi,
Sürekli yanımda taşımak istiyorum seni.
Her an ulaşabileyim istiyorum. 
Sadece bana özel olan bir ilaç, bir tedavi.
Hem hastalığa sebep olan hem de iyileştiren...
Hem var eden, hem yok eden.
Belki baba özlemi, belki alışkanlık, belki de aşk, sonsuzluk, iyi olma isteği.
Yaşadığımı hissettiren şeyler,
Yaşamaktan vazgeçmeme sebep olmayacak olan her şey.
Bütün yollar sen de kesişiyor,
Dilimde hep sen'li şarkılar,
Sohbetlerim de sen, yürüdüğüm yolda sen, içtiğim su da bile sen.
Sen, hem bana acı veren hem de hiç olmadığım kadar iyi hissettiren.
Ne anlamlara geldiğini bir anlasan sen,
Benden vazgeçemezdin bir daha,
Bir daha, asla.






12 Ekim 2017 Perşembe

'İÇİM ÜŞÜYOR, ÖLÜYORUM'

Bazen duygular ağır gelir, hem de çok ağır. Her anı yaralarına yorarsın, bir gülüş, bir bakış herhangi bir şey her şeyi çağrıştırabilir sana. Gördüğün her karşı cins sevdiğini yanından alabilecekmiş gibi gelir, başkasına dokunduğunu, konuştuğunu, oturduğunu düşündükçe başına ağrılar girer. Her nerede olursan ol, ufak bir an yeter. Sinemada filmin herhangi bir karesi milyonlarca anlama gelebilir. Bedenin duygularının altında ezilmeye başlar, zihnin bulanıklaşır. Ya şimdi? Şimdi ne yapıyor? Ya sonra, ne yapacak? Acı çekecek miyim yoksa bütün acılarım zamanla sona erecek mi? Ya bu düşünceler? Beynimi kemiren, vücudumu içten içe tüketen bu düşünceler... Kendi kendine savaş verirsin, içinde. Kimse duymaz, kimse bilmez. Bazen bir iki damla yaş akar gözlerinden sessizce. 'Ölür müyüm kalır mıyım bilemiyorum.' Ordan oraya savrulmuş bu düşüncelerim, hırpalanmış bedenim... Saçlarım bile yorgun düştü. Parmak uçlarıma kadar yorgunum, saç diplerime kadar acı doluyum. Beni ben yapan bu duyguları istemiyorum. Nasıl yapıyorsunuz? Nasıl başarıyorsunuz hiç bir şey hissetmiyormuş gibi davranmayı? Göz yaşları içinde uyuduğum her gecenin sabahında 'Bugün iyi olucam' dedikçe kendime, her gece daha fazla ıslanıyor baş koyduğum bu yastık. Yalnızlığıma sarıldığım zamanlar o kadar derin bir yara ki içimde. İlk gördüğüm insanın kollarına koşasım geliyor, yapamıyorum. Gördüğüm insan, görmeyi istediğim insan olmayınca olmuyor işte. Ben böyleyim. Kalbimde hala biri varsa başka biriyle konuşmak bana aldatmak gibi geliyor ve evet aldatmak.  Tek kelime edemiyorum kimseye, sol tarafımdaki ağırlık bana engel oluyor.

6 Ekim 2017 Cuma

'ÇOCUK GİBİ SEVMEK'

Bugün 10 gün oldu. Ne tek bir lokma geçiyor boğazımdan ne de gözüme biraz uyku giriyor. Biraz sevgi bulmak için geliyorum ailemin yanına. Kapı da bekliyor beni miniğim. Küçücük elleriyle atlıyor boynuma, içeriye dahi girmeme izin vermiyor kapıda dakikalarca sarılıyoruz. Dudağımdan, yanağımdan öpüyor. Çok tanıdık şeyler ama bu sefer karşıda büyük bir sevgi var. İçeriye giriyorum zar zor, elimden tuttuğu gibi beni odaya götürüyor, Annem 'Abla yorgun' dese de 'Hayır, değil' diyor. Beni bunlar yormuyor zaten beni yoran şey bambaşka. En son saat 11 gibi bir şeyler yediğimi anımsıyorum. Açlığımı bile yeni farkediyorum. Annem bir şeyler hazırlamış bile oturuyorum masaya, telefona bakmadan edemiyorum. Gider gitmez çoktan bir yerlerde belli ki biriyle. Aldığım iki kaşığı bile çıkartasım geliyor. Kalkıyorum daha fazla yiyemeden. Kardeşimle oyun oynamaya devam ediyorum. Saatler ilerliyor hala gördüklerimi kaldıramıyor kalbim, beğendiklerini. Oysa acı çekmek istememiştim sadece. Benim her anım apaçık, bu belirsizlik beni öldürecek. Düşünmemeye çalışıyorum. Yüzümde ki solgunluğu yorgunluğuma yoruyorlar, ilk defa gözlerimin altında koyu mora çalan halkalar görüyorum.
Sabah saat 7 buçuk yine gözümde tek damla uyku yok, halkalar biraz hafiflemiş, midem bomboş fakat guruldamaya bile yeltenmiyor. Onlarda görüp ben de göremediği ne varsa... Aynaya bakıyorum. Tebrikler kendimden iyice nefret eder oldum. Yüzüme dokunuyorum, burnum... Küçükken düşüşümün cezasını şimdi şimdi çekiyorum. Gözümün önüne düşen bir tutam saçı sertçe kulağımın arkadasına sıkıştırıyorum. Kendime nazik bile davranamıyorum. Tişörtümü sıyırıyorum, boş olan midem çökmüş. Karnımdaki adacık yok olmaya yüz tutmuş. Bakışlarımı tekrar yüzüme çeviriyorum. 'Böyle birini zaten kim severdi ki?' diyorum kendi kendime.
Her gece, her sabah bu acı geçsin dinsin diye yalvarıyorum. Yaşıyorum ya bunları vardır diyorum bir şey. Belki de senin onu sevdiğin gibi sever biri seni. Ama yok. Ben yapamam bir daha aynı hatayı. Boş ilişkilerde de yok gözüm. Sevgi geçiciymiş onu da gördüm. Canım yandıkça kendimi ateşe atasım geliyor. Tehlike ise hiç olmadığı kadar tatlı.
Neyse bunlarda geçecek zamanla. Kaybeden ben olmayacağım o zaman. Ben elimden geleni yaptım diyebileceğim ve herkes bir gün yaşattığı acıyı yaşayacak ama korkma ben kalbimi buza çevirmedim yine tüm sıcaklığıyla orada. Ben yine acını paylaşırım, insan olmak bunu gerektirir çünkü. İnsan gibi yaşamak, çocuk gibi saf ve tertemiz sevmek karşılık beklemeden, insan gibi davranmak...
Ve asla acı çektirmem birine, gözümün önünde eriyip gidişini görsem yüreğime kor düşer. Kötü de konuşamam ben hiç, nefret edeceğime hala sayıklıyorum bak adını. Kin tutmaz kalbim, olması gerektiği gibi.


Tuğkan - Sevgisiz Kaldın


3 Ekim 2017 Salı

'DENİZ GİBİ'

Deniz gibidir aşk. Uzaktan bakıldığında gökyüzünün maviliğini almış, gün batımında güneşin kızıllıklarının üzerinde dans ettiği harika görünen o muhteşem deniz. Hava kararmaya başladığındaysa kimse kalmaz sularında, herkes bir kenara çekilir, sadece cesareti olan atlar o dibini bile göremediği hatta yavaş yavaş dalgalanmaya başlamış denize. Ya sağ çıkarlar ya da keyif almaya başladıkları an boğulurlar. İçine çeker deniz onları, kimse görmez, göremez. Sessizce veda ederler. 
Kimi dalgalı sularına rağmen yüzme mücadelesi verir, kimi ise sevmez dalgalı denizi. Huzur arar, sessizlik arar. Güneşli ve sıcak günlerde vazgeçilmezi olur, fırtınalı havalarda ise sadece uzaktan izlemeyi tercih eder. 
Öyle zamanlarda denizi herkes sever ama değil mi? Asıl marifet güneş çekildikten, hava soğuduktan ve dalgalar boyunu aşmaya başladıktan sonra girmektir o denize. Tüm bunlara göğüs germektir. İki kişi fırtınalı bir havada bu denizde dalgalarla boğuşuyor. Biri diğerini bu mücadeleye ikna etmeye çalışırken diğeri kolay olanı seçiyor ve gidiyor. Tek başına denizin ortasında kalıyor biri. Acı çekiyor, boğulacak gibi oluyor fakat öğreniyor artık o denize kiminle girip girmemesi gerektiğini hatta tek başına bile mücadele verebileceğini. 
Gün doğuyor, güneş yine denizin üzerinde ahenkle dans ediyor, dalgalar durulmuş, deniz dümdüz, hava yavaş yavaş ısıtıyor yeryüzünü. Sahile vurmuş yorgun savaşçı, başarmış, hala nefes alıyor. Öksürerek kalkıyor, acıyan yerlerini tutuyor. Asla unutmayacak verdiği bu savaşı. Birlikte veremedikleri bu savaşı tek başına vermiş. Şimdi sakin koylarda dinlenme zamanı onun için...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ufomuo - Yıldızlar - https://www.youtube.com/watch?v=1ADvnzqeYns

Çağan ŞENGÜL - Ölmek İçin (Cover) - https://www.youtube.com/watch?v=Qxv8R7s1DH8

Çağan ŞENGÜL - Sen Diye (Uyarlama Cover'ı) - https://www.youtube.com/watch?v=Tks3WgcmRsU