25 Haziran 2017 Pazar

'YOLUN SONU'

Belki de ben inanmak istediğim için inandım diyorum bazı şeylere. Evet ben o aşka inanmayıp, gerçekler yüzüne tokat gibi indiğinde içi çıkarcasına ağlayan kızım. Asıl meseleye geldik değil mi? Devlet meseleleri, ailevi sorunlar, yalnızlık, parasızlık... Her şey gelip geçiyor belki zamanla. Aşk sanırım biraz daha farklı bir yara. Daha kalpten, daha duygusal, hissel bir şey. Aşk hakkında yazılan onca şarkı, hikaye, roman... yıllar geçse de değişmeyen tek konu. Yüzyıllar önce de vardı şimdi de var. O yarayı bende aldım sonunda. Belki bu yazdıklarım samimi gelmeyecek bazılarına, ben buraya içimdekileri yazmaya geldim. Yalnızlığıma yeterince döktüm içimi şimdi toparlayamıyorum.
Aylarca bekledim gerçek aşkın gelip beni bulmasını. Kalbim öylesine birini değil de bir kez gelip daima kalacak birini aradı hep. Sevemedim kimseyi ya da olmadı işte hep bir şeyler eksikti. Sonra bir gün İzmir de buldum. Sahil kenarında bi kafe de konuştum. Ardından Çamlıkta tırmandım. O tırmanış oysa o kadar benziyormuş ki ilişkimize. Hayatımda ilk defa nefes nefese kalmıştım, elini ara ara uzatsan da gücüm pek yoktu. Sonra karo 9 da 3. Muhabbetimizi gerçekleştirdik. İçimde sana dair, aşka dair bir şeyler var mı sorguluyordum ama bi his beni çekti sana. Önce ağaçlarla çevrili dümdüz bir yoldu bu, tadını çıkartıyordum manzaranın. Elim elindeydi, ayağım takılsa hemen tutuyordun beni sonra yollar kıvrılmaya başladı, keskin virajlar sıklaştı. Ufak tepelerden geçtik ama ellerim elindeydi, sıkıca tutuyordun tutuyordum. Hala ilk tanıdığın zamanki gibiydim biraz eksik ama sana doğru çok fazlaydım. Ağır gelmiştim belli ki elimi eskisi kadar sıkı tutmamaya başladın. Ben düştüm, yaralandım tutmaya çalışmadın bile. Sonra dönüp iyi misin diye sordun kanayan yaralarımı, gözlerimden süzülen gözyaşlarımı hiçe sayarak kalktım ayağa. Sen de yaralanmıştın. Benim canım ne kadar yansa da yaralarını sarmaya çabaladım. Henüz acın tazeydi ama benimkileri daha sonra sardın. Bazen girmek istemediğim yollara sürükledin. Bazı şeyleri içimde tuttukça dışa vurumu gözyaşlarıyla oluyordu. Gözyaşlarımdan bile şikayet ettin. Sen gittin, bekledim, geldin ve sonra biraz daha ilerledik. İkimizde fazlasıyla yara almıştık. Tökezliyorduk. Ben yaralarını sarmaya devam ederken sen içten içe beni bırakacak bir köşe arıyordun. Bazen ordan bazen burdan şikayet ediyordun. O kadar çok yorgundum ki tartışmaya bile gücüm yoktu. Güzel anıları hatırladıkça güç buluyordum. Yolun başındaki adamı aramak için çok gittim geriye, geldiğimiz yolları tek başıma döndüm. Her adımda daha fazla gözyaşı döküyordum. Canımdan çok kalbim acıyordu artık. Değiştiğine inanmıyordun, beni ne kadar çok kırdığınada. Hep sen mi kırılıyorsun? Ben kırılmıyor muyum? Derken bile can yakıyordu sözlerin. Ağzımdan çıkan her kelimeyi kendine göre anlıyordun. Çabalamaya devam ettim ama tek taraflı kürek çekmek bizi sadece başka yerlere savurdu. Akıntıya kapıldık işte sonunda. Ben bana söylenmiş onca sözden sonra o yollarda kayboldum. Sen farklı yolları denemeyi seçtin. Aşka olan inancımı da böylece yitirmiş oldum. İlk ve sondu. Artık ne söylesem boştu. Sesim bile fısıltı halinde çıkarken bunu başaramazdım zaten. Ben bu yola girebilmek için vazgeçtiğim şeylerden yoksun, tek başımayım yine. Başladığım yerdeyim. Başladığımız yerde. Gün batımına bakıyorum ve biriktirdiğimiz güzel anıları düşünüyorum. Gecenin yorgunluğu çöküyor üzerime.
Kötü sonla biteceğini hiç düşünmemiştim, biteceğini de. Bitti hem de kötü sonla. Başka bir başlangıcım da olmayacak. Hayatımdaki bazı şeyleri erken noktaladım sanırım. Ben kimdim ki zaten? Hata en başından beri bendeydi. Sevilecek bir insan değildim ben. Yeteri kadar güzel, zayıf ve naif değildim. Aptalın tekiydim, ömür boyu tek kalmaya mahkum bir aptal. Aşkta aptalların işiymiş işte...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder