26 Haziran 2017 Pazartesi

'MEVSİMLERDEN SONBAHARIM'

Kendimi bir mevsime benzetsem sonbahar olurdum. Dışım günlük güneşlik, yaz olurdu; içim de sararmış ağaçlar, yaprak dökerdi. Hüzün mevsimiyim ben ve en çok sonbaharı severim mevsimlerden. Kendim gibi olan mevsimi. Yaz'ı sevmem çünkü hiç bir zaman yaz kadar neşeli olamadım. Güneş açmadım. Kara bulutlar gezdi üzerimde, şiddetli yağmurlar yağdı, sert ve soğuk rüzgarlar esti. Arada bir güneş yüzünü gösterdi, aldandım güneşe sonrası hep fırtına oldu.
Sonbahar kadar sessizim. Önümde ki kara kışa hazırlık içerisindeyim, ilk baharı yaşayamıyorum. Mevsimlerden mevsim beğeniyorum bazen. Sabah ilk bahar oluyorum, öğlen yaz, akşam kış, gece daha sessiz, sonbahar oluyorum. Hüzün çöküyor geceye, içim de serin sonbahar rüzgarları esiyor. Yaz olduğum kısa sürede gece çektiğim acılara gülüyorum ve yine gece olduğunda sabah ki neşemden eser kalmıyor. Bazen tüm gün sonbahar oluyorum, günün her saatinde yaprak döküyorum.
Yaz olan insanlara bakıyorum, kahkahaları benim sessizliğimi bozuyor. Canımı acıtıyor. Ben yalnızlığımla başbaşa kalıyorum, onlar kalabalıklar arasında kayboluyor.


25 Haziran 2017 Pazar

'YOLUN SONU'

Belki de ben inanmak istediğim için inandım diyorum bazı şeylere. Evet ben o aşka inanmayıp, gerçekler yüzüne tokat gibi indiğinde içi çıkarcasına ağlayan kızım. Asıl meseleye geldik değil mi? Devlet meseleleri, ailevi sorunlar, yalnızlık, parasızlık... Her şey gelip geçiyor belki zamanla. Aşk sanırım biraz daha farklı bir yara. Daha kalpten, daha duygusal, hissel bir şey. Aşk hakkında yazılan onca şarkı, hikaye, roman... yıllar geçse de değişmeyen tek konu. Yüzyıllar önce de vardı şimdi de var. O yarayı bende aldım sonunda. Belki bu yazdıklarım samimi gelmeyecek bazılarına, ben buraya içimdekileri yazmaya geldim. Yalnızlığıma yeterince döktüm içimi şimdi toparlayamıyorum.
Aylarca bekledim gerçek aşkın gelip beni bulmasını. Kalbim öylesine birini değil de bir kez gelip daima kalacak birini aradı hep. Sevemedim kimseyi ya da olmadı işte hep bir şeyler eksikti. Sonra bir gün İzmir de buldum. Sahil kenarında bi kafe de konuştum. Ardından Çamlıkta tırmandım. O tırmanış oysa o kadar benziyormuş ki ilişkimize. Hayatımda ilk defa nefes nefese kalmıştım, elini ara ara uzatsan da gücüm pek yoktu. Sonra karo 9 da 3. Muhabbetimizi gerçekleştirdik. İçimde sana dair, aşka dair bir şeyler var mı sorguluyordum ama bi his beni çekti sana. Önce ağaçlarla çevrili dümdüz bir yoldu bu, tadını çıkartıyordum manzaranın. Elim elindeydi, ayağım takılsa hemen tutuyordun beni sonra yollar kıvrılmaya başladı, keskin virajlar sıklaştı. Ufak tepelerden geçtik ama ellerim elindeydi, sıkıca tutuyordun tutuyordum. Hala ilk tanıdığın zamanki gibiydim biraz eksik ama sana doğru çok fazlaydım. Ağır gelmiştim belli ki elimi eskisi kadar sıkı tutmamaya başladın. Ben düştüm, yaralandım tutmaya çalışmadın bile. Sonra dönüp iyi misin diye sordun kanayan yaralarımı, gözlerimden süzülen gözyaşlarımı hiçe sayarak kalktım ayağa. Sen de yaralanmıştın. Benim canım ne kadar yansa da yaralarını sarmaya çabaladım. Henüz acın tazeydi ama benimkileri daha sonra sardın. Bazen girmek istemediğim yollara sürükledin. Bazı şeyleri içimde tuttukça dışa vurumu gözyaşlarıyla oluyordu. Gözyaşlarımdan bile şikayet ettin. Sen gittin, bekledim, geldin ve sonra biraz daha ilerledik. İkimizde fazlasıyla yara almıştık. Tökezliyorduk. Ben yaralarını sarmaya devam ederken sen içten içe beni bırakacak bir köşe arıyordun. Bazen ordan bazen burdan şikayet ediyordun. O kadar çok yorgundum ki tartışmaya bile gücüm yoktu. Güzel anıları hatırladıkça güç buluyordum. Yolun başındaki adamı aramak için çok gittim geriye, geldiğimiz yolları tek başıma döndüm. Her adımda daha fazla gözyaşı döküyordum. Canımdan çok kalbim acıyordu artık. Değiştiğine inanmıyordun, beni ne kadar çok kırdığınada. Hep sen mi kırılıyorsun? Ben kırılmıyor muyum? Derken bile can yakıyordu sözlerin. Ağzımdan çıkan her kelimeyi kendine göre anlıyordun. Çabalamaya devam ettim ama tek taraflı kürek çekmek bizi sadece başka yerlere savurdu. Akıntıya kapıldık işte sonunda. Ben bana söylenmiş onca sözden sonra o yollarda kayboldum. Sen farklı yolları denemeyi seçtin. Aşka olan inancımı da böylece yitirmiş oldum. İlk ve sondu. Artık ne söylesem boştu. Sesim bile fısıltı halinde çıkarken bunu başaramazdım zaten. Ben bu yola girebilmek için vazgeçtiğim şeylerden yoksun, tek başımayım yine. Başladığım yerdeyim. Başladığımız yerde. Gün batımına bakıyorum ve biriktirdiğimiz güzel anıları düşünüyorum. Gecenin yorgunluğu çöküyor üzerime.
Kötü sonla biteceğini hiç düşünmemiştim, biteceğini de. Bitti hem de kötü sonla. Başka bir başlangıcım da olmayacak. Hayatımdaki bazı şeyleri erken noktaladım sanırım. Ben kimdim ki zaten? Hata en başından beri bendeydi. Sevilecek bir insan değildim ben. Yeteri kadar güzel, zayıf ve naif değildim. Aptalın tekiydim, ömür boyu tek kalmaya mahkum bir aptal. Aşkta aptalların işiymiş işte...


'YAŞAMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI'

Günün pek çok saatinde durup kendimi ve hayatı sorguluyorum. Bazen sırt çantamı alıp kaçayım diyorum, gideyim uzaklara. Beni kimsenin tanımadığı yerlere gideyim, doğanın hakim olduğu bölgelere. Binaların arasında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum, sorumluluklarımın arasında... Yapmam gerekenler ve yapmamam gerekenler. Her şey seçimler üzerine kurulu. Yaparsam ne olur yapmazsam ne olur diye düşünüp duruyorum. Ben merkezli yazıyorum, çünkü kendimi en iyi ben tanıyorum. Genelleme yapamıyorum. Artık insanlar da çok farklı algılar oluşmaya başladı. Ben öyle düşünmüyorumcular patlayıveriyor bir anda. Ben böyle düşünüyorum ve ben kendi doğrularımla yaşıyorum en azından buna saygı gösterilmeli. 'Saygı' ne kadar eksik olduğumuz bir şey. Görüşlere saygı, fikirlere saygı, hayata saygı, kadına/erkeğe anneye/babaya hatta kardeş'e bile saygı. Böyle olabilsek orta da kavga gürültü de olmaz diye düşünüyorum. Benim yaptığım yanlış olabilir her zaman en doğrusunu ben yaparım ya da bilirim demiyorum zaten ama senin görevin beni kırmadan doğru olanı göstermek. Aldığım tepki ise : " Çok yanlış şeyler yapıyorsun dikkat et hareketlerine!" Ünlem. Evet ünlem. Sevgiyle söylense bu cümle, belki aynı etkiyi yaratmaz bende. Ama şiddetle ve hiddetle hatta bağırarak söylendiğinde hem gururum kırılıyor hem de onurum. Bi çok kişi içinde bu böyle. İnsanların olduğu yerde sorunlar oluyor. Ben saygı göstersem biri çıkıp benim gösterdiğim saygıyı eleştiriyor. Sanane oysa. İstediğime istediğim saygıyı gösteririm. Toplum kurallarıymış. Kimin oluşturduğu kurallar bunlar? Çoğunluğun... azınlık olanlar belki de haklı olanlar? Kime göre neye göre kurallar bunlar? Ben kural falan tanımıyorum ben sadece karşımdakine saygı duyuyorum, sevgi besliyorum en önemlisi empati kuruyorum. Herkes böyle yapsa ortada koyulması gereken bir kural olacağını sanmıyorum.
Mesela bakıyorsunuz kız kardeşi olan erkeklere. Her gün başka bir kızla takılıyor, gururunu incitiyor. Sorsanız kardeşinin sevgilisi olmasına hayatta izin vermez. E o kızların suçu ne? Onlar da bi annenin babanın evladı belki de kız kardeşi. Empati burda hayat kurtarıyor işte. Hayatımda keşke daha sık kullanabilsem bunu. O kadar işe yarıyor ki. Size bir hata mı yapıldı, empati kurdur karşındakine hiç tartışmaya girmeden. Anlıyor ve duruyor. "Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi bir başkasına da yapmamalısın."  Her şey bu kadar basit, açık ve net. Ben bu dediklerime her zaman uyuyorum diyemem, benim de hatalarım var. Yaptığım için pişman olduğum şeyler var ama yapmadığım için pişman olduklarım daha fazla canımı yakıyor. Hayat bir an çok kısa geldi. Düşündüm belki bugün bir şey olucaktı bana ve hayatımı yaşayamayacaktım doya doya. Gitmek istediğim, görmek istediğim yerleri göremeyecektim. O an çevremdeki her şey çok boş geldi fakat hayatın o dayanılmaz ağırlığı, sorumlulukları ve aile yük olmuştu üstümde. Ne nefes alabiliyordum ne de hareket edebiliyordum. İplerimi çözmeliydim ya da kenara çekilmeliydim. Belki bu hiç olmaz belki de yakında başarabilirim. Çünkü artık bu saygısızlıktan, empati kurmaktan aciz insanlardan, bu hayatın ağırlığından bıktım dahası yoruldum. Arada bir nefes alsam yeter, kimsenin olmadığı sokaklarda, ormanlarda, sahillerde... Yeniden toparlanma gücü bulmalıyım.
22.06.17


23 Haziran 2017 Cuma

'BU GECE DE AKIYORUZ'

Ne zaman bu başkalarıyla aram düzelecek bilmiyorum. Her gün birine öfkeleniyorum, bir başkasının hatta alakam olmayan birinin yazdıkları bile beni çileden çıkartabiliyor çünkü bu berbat zihniyetteki insanlarla maalesef birlikte yaşıyoruz ve bu kişiler kendi örümcek kafaları yüzünden başkalarına da zarar verebiliyorlar. İnstagram'a giriyorum herkesin hikayesine bakıyorum sırf meraktan. Günlük hayatına devam edenler, tatile gidenler, gezenler ah o gezenler yok mu onlara çok özeniyorum ama bulunduğum yerden 2 km uzağa bile zor giderken sadece hayal kalıyor bunlar benim için. Şimdi asıl meselemize gelelim. Clublardan çıkmayan tayfa beach club'a taşınmış. Tamam kardeşim çek çekme demiyorum ama aklı çükünde olan bu embesil tayfa, aklı hiç bir yerinde olmayan hatta aklı olduğundan şüphe duyduğum kızlarla birlikte abuk subuk onlarca hikaye atmış. Sinirlenmeyeyim diyorum ama elimde değil. Ben gitsem ben de çeker atarım ama öylesine ortamı çekerim. Burda eleştirdiğim bu insanların hikayeyi izleyenlere vermeye çalıştığı bana göre aptal, kendisine göre gurur duyulacak mesaj. Kendince vermeye çalıştığı mesaj: ''Eğleniyorum yanımda kızlar da var, akşam da biliyorsunuz işte anlarsınız ya...'' Hayır bu embesili anlıyorum da kızında ondan aşağı kalır yanı yok. Adam, pardon yanındaki insan kılıklı herif senin bi taraflarına zoom yapıp, şaplak atarken hala umursamazca kıvırmaya devam ediyorsun. Normalde biri dm den bir iki laf etse 'off yavşak' diyeceksin. Eleştirdiğim konu bu. Herkes eğlenebilir ama bazı şeylerin sınırını bilir, zaten bu insanlar akıllı olanlardır. Diğerlerinin ki nerde biliyoruz.
Hayatta her şeyi eşit yapmak lazım. Eğlencenin de yerini zamanını bilmek lazım, susulacacak, konuşulacak yeri de bilmek lazım. Bazen sınırları aşmalı tabi, yine kimsenin sınırlarını ihlal etmeden.
Diğer konuya gelirsek... Geziniyorum ana sayfada, kızın biri 'Bana şu bileti alana düşerim' yazmış. Belki espri kendince orasını bilemem de sanmıyorum. Biri biletin fiyatını sormuş kızımızda '200 TL çok değil yaa' yazmış. O an dedim ki ben o parayla öğrenci evimi kaç ay geçindiriyorum. Ha biriktirir giderim o ayrı ama asıl mesele kızın şunu yazmasıydı ' Ayın 25 günü mekana gidip her girişte 50 TL para verince, yol, kalacak yer derken para kalmıyor ay sonunda' Ha sen aylarca ye, iç, gez sonra herifin birinin bilet almasını bekle. Gerçi bu kızımız popo dediler mi anında paylaşacak bir kız. Onlarca bilet alınmıştır kendisine. Üzüldünüz mü? kızın linkini vereyim mi? Yani şaşırıyorum ya. Ben o kadar zorlukla paramı idare etmeye çalışırken, haftada 1 belki 2 anca kafa dağıtmaya bi kafeye giderken, ay sonuna kadar orda burda yat, kalk, iç ve para iste.
Bazılarınız şimdi bana geri kafalı falan der ama eleştirmek istediğim konuyu anlayan anladı. Kimse eğlenmesin, oraya buraya gitmesin demiyorum. Hani alışmış kudurmuştan beterdir ya bunlar hepsinden beter insanlar. Hayatı bunlardan ibaret zanneden, akılları anca buna çalışan kişiler. Hayatım boyunca eğlenmesi de bildim, gezmesini de. Tatile gidecektim kendim biriktirdim tüm yıl tatil paramı gittim güzelce eğlendim. Ordan burdan haketmediğim paraları istemedim. Böylelerinden hep uzak kalırım umarım çünkü yazdıklarını okumak, hikayelerini görmek bile bu denli sinir ederken bizzat kendisini görsem ne yapardım bilemiyorum. Yine de bugün spor salonunu temizleyen teyzenin kızının yanıma gelip bana benzer hareketler yapmasını görünce içim yumuşadı. Gülümsedim, daha 9 yaşındaymış. Yani 5 Temmuzda 9 yaşında olacakmış. Hareketlerim bittiğinde yere serdiğim mat'ı tam kıvırmaya yeltenmiştim ki dur dur ben yaparım, valla bırak dedi. Gözlerim doldu bir an için ' Hayır güzelim sen hareketlerini yap lütfen dedim' o da benimle birlikte kalktı ve ben nereye gidersem oraya gelerek devam etti. Böyle gördükçe işte bu abuk insanlara tahammül edemiyorum. O kadar güzel çocuklar var ki. Kalpleri henüz pislikle dolmamış, kafaları tertemiz ve yeni bilgiye aç. Umarım kendilerini güzel bir şekilde yetiştirirler ve çevreye kulak asmazlar. Umudum benim onlar, hepimizin umudu. Umutlarımıza örnek oluyoruz, onları tüketmeyelim...


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Not for us, Jamie Sung - Days

8 Haziran 2017 Perşembe

'HAYATIMDAKİ YOL'

Ne hakkında yazacağımı bilmeden başlıyorum bu yazıya. Devam ettikçe kelimeler beynimden akıp  gidicek onu biliyorum. Hatta şimdiden 3. cümledeyim. Çok fazla düşünüyorum son zamanlarda, fazlasıyla da kararsızım. Aslında bu yaşıma kadar hep öyleydim ve sanırım bu huyumdan vazgeçemiycem hiç. Keşke bitse, kafam biraz olsun boşalsa. Metrelerce uzanan sahilde otursam, dalgaların sesine kulak versem, gözlerimi huzurla kapayıp denizden esen o tatlı kokuyu çeksem içime... Rüzgar saçlarımda ve tenimde gezinse. Saatlerce durabilirim öyle fakat gece olmalı. Sayısız gece oturabilirim o sahilde. O zaman iyi olacağıma inanıyorum işte. Tek düşündüğüm sabaha ne kadar kaldığı olmalı başka bir şey değil. Ne kadar üşüdüğümü bile umursamamalıyım veya rüzgarda dağılan saçlarımı... Yarın ne yapıcam diye düşünmeyi geç yıllar sonrayı düşünüyorum. Yıllar sonrası için bugün üzülüyorum. Hep daha iyi olmalıyım, her gün daha iyiye gitmeliymişim gibi geliyor. Geçen sene daha iyiydim, bu sene batırdım resmen diye diye kaç aydır kendimi tüketiyorum. Kafamda binlerce düşünce dolanıp duruyor ve hepsi birbirine teğet geçmek yerine çarpışıyor. Tam bir savaş alanı gibi kafamın içi. Sağ kalan düşüncelerim de yorgun düştü bedenimle birlikte. Ölenler henüz gömülmedi her an açığa çıkabilir ve ben hala nefes alıyorum fakat yaşamıyorum. Hayatımı rahat rahat yaşayamıyorum. Gün içinde en huzurlu olduğum saatler uyuduğum saatler olduğu için belki de son zamanlarda uykuya bu kadar düşkünüm. 5-6 saatlik uykuyla tüm gün ordan oraya koşturduğum günlerin yerini 8-9 saatlik uykuyla sadece derse gidip geldiğim günler aldı. Eski zamanlarımı çok arıyorum belki de düştüğüm yerden daha güçlü kalkıcam ya da daha fazla düşücem. Ne kadar yaralandığım umrumda da değil açıkçası. Bu durumun bana kazandırdığı tek olumlu şey daha fazla dayanma gücü sanırım. İlerde bu günlerimi de arayabilirim. Her şeyin farkındayım ve yine geleceği düşünüyorum. Düşünmeden edemiyorum. Yolun devamını görmeden edemiyorum, arkamdakileri de kontrol etmeden duramıyorum. Sağımda ve solumda kalan güzellikleri kaçırıyorum bu yüzden. Direksiyonu bırakmalıyım ya da dikiz aynasını söküp atmalıyım belki de. O zaman geçtiğim yerdeki güzellikleri farkedebilirim ve tadını çıkartabilirim her anın, her kilometrenin. Arada bir önümde uzanan yolu kontrol etsem yeter gibi. Beni geçip gitmelerine de izin vermeliyim bazen. Hayatın tadını çıkartmalıyım, her saniyenin. Düşen her yağmur damlasına dokunmalıyım, açan her çiçeğin kokusunda huzur bulmalıyım, kar tanelerinin havada süzülerek düşmelerini izlemeliyim... Gözlerimi bir an için kapatıp bütün hayatımı düşünmeliyim yine, düşünmeliyim fakat bu sefer gözlerimde yaşlar olmadan yüzümde kocaman rahat bir gülümsemeyle. Hafifçe gaza dokunmalıyım, diğer ayağım ise her an frende olacak şekilde kalmalı. Hızıma göre vites atmalıyım ve nerede duracağımı bilmeliyim. Sevdiklerim ise bu yoldaki emniyet kemerim olmalı, beni hayata bağlamalı. İşte şimdi hayatın tadını çıkartabilirim.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

-Missio - I Run to You

-EDEN - Wake up

-Blue Foundation - Eyes on Fire