17 Mayıs 2017 Çarşamba

'İNSANLARIN GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ'

Arkadaşlık... Bi ara tüm hayatımın merkezine koymuş olduğum konu. Arasıra hala hayatımın merkezine uğruyor fakat bu aralar başka bir şey var hayatımın merkezinde, sorumluluklarım. Yine de arkadaşlık yakın çevresinde dolanıyor hayatımın.
Hayatın farkına varmaya başladığım zamanlara gidersek yani çocukluğuma inersek. İlk hatırladığım güzel arkadaşlıklardı. Kaldığımız yerde bir sürü arkadaşım vardı. Tabi bir de benim takımım. Henüz 6 yaşında falandım ama hepsiyle teker teker ilgilendiğimi anımsıyorum. Sitede çok korktuğumuz bir çocuğu sırf arkadaşlarımı korkuttuğu için sopayla kovaladığımı hatırlıyorum. Çocuğun adı bile aklımda, ayrıca bizden yaşça da büyüktü. Sopa darbelerim canını çok yakmış olacak ki bir daha hiç karşımıza çıkmamıştı. Genel de biz yolumuzu değiştirirdik onu görünce, bu sefer roller değişmişti. Her şey bu kadar güzel giderken iş nedeniyle bulunduğumuz yerden yüzlerce km uzağa taşınmamız gerekti. Benim için pek hoş olmayan bir durum ki bu kısmı hatırlamıyorum. Her şey yeni geldiğimiz şehirde başlıyordu. Denizli... Okulun ilk gününü hatırlıyorum, daha 1.sınıfım tabi. En arkaya oturmuştum sonra yanıma biri gelmişti. 1.sınıfa dair hatırladığım tek anımdı sanırım. Arkadaş edinememiştim bir türlü. Sokaktan eve gelmeyen ben, evden çıkmaz olmuştum. Upuzun saçlarımı kestirmişti annem. Tam depresyona girmiş durumdaydım. Henüz 4. sınıfken. Sanırım ergenliğimi o zaman yaşadığım için bu olgunluğum. Neyse arkadaşlık... Aslında o kadar çok şey yaşadım ki anlatmaya kalksam ayrıntılarıyla, kitap olur. Beni en çok vuran kısımlardan gidicem bu yüzden. Yavaş yavaş arkadaş edinmeye başlamıştım. Tabi bir deri bir kemik halimden baya etli butlu hale gelmiştim depresyonun etkisiyle. Herkesin sırrını anlattığı ama hiç dinlenilmeyen kız varya ? İşte o kız bendim. Kilo da almıştım. Yemek yemeyi bile sevmeyen ben. Annemin zorla ağzıma bir şeyler tıkıştırdığını hatırlarım. Beni hep korkuturdu iskelet gibi olacaksın diye. Tam tersi olmuştu maalesef. Herkesi dinledim ama 1 kişi bile beni dinlemedi. Zamanla ben anlatmak istemedim zaten. Belki de orda burda konuşmadığım için bana anlatılıyordu her şey. Kim kimin hakkında ne düşünüyor biliyordum, gözlemliyordum, her akşam kaloriferin dibinde ağlıyordum. Saçmaymış ama o yaşta acıtıyor. Tam hatırlamıyorum ama ya 5 ya da 6. sınıfta - ki öyle obez falan değildim- benimle dalga geçildiğinde kafama dank etmişti bazı şeyler. Görüntü önemliydi. Düşüncelerimi önemseyecek insanlar değillerdi onlar. Artık her gün hem insanları dinler olmuştum hem de içimdekileri yürüyüp, koştuğum sokaklarda atmaya. İlk ve orta okul döneminde sırasıyla olan sözde arkadaşlarımı tek tek kaybetmeye başlamıştım. Zaten bunun farkındaydım. Arkamdan konuşulduğununda. Liseye geçme zamanım gelmişti. Yeni bir okul, kurs, dershane hepsi benim için yeni bi umuttu. Lise için de öyle düşünmüştüm. Tam olarak hayal kırıklığına uğradığım söylenemez ama aradığım arkadaşta orda yoktu. Zamanla zayıfladım hem de fazlasıyla. Eskisi gibi yemek yememeye başladım, insanlar bana ne kadar zayıflamışsın dedikçe abarttım. En son günde 1 elma anca yiyordum. Günde 6-8 km ile başladığım yürüyüşler, uzun çok uzun koşulara ve 15-16 km ye dönmüştü. Yağmur, kar düşünmeden giderdim. Annemden gizli giderdim, sabahın 5inde giderdim, hasta hasta giderdim, diz kapaklarım acırdı yine giderdim. 2.5 yıl... Hep gittim, her gün gittim. Kimse bu maratona dahil değildi, haberdar değildi... Bu sefer de çok zayıflamışsın gözlerinin altı çökmüş, kemik gibisin sözleriyle karşılanmıştım. Ama şişko olmaktan iyiydi değil mi? İyice abarttım. Son hatırladığımda yaz ayıydı. Çok fazla kilo kaybetmeye başlamıştım. 47 kiloyu gördüğümü ve sevinçle fotoğrafını çektiğimi hatırlıyorum. Hastanelik olmadan önce... Kanımı alan hemşirenin beni baştan aşağı süzdükten sonra incecik kolumdan tutup, 'Kızımız da baya zayıfmış' dediğini hatırlıyorum. Kullanmak zorunda olduğum ilaçların bana kilo aldıracağını bildiğimden uzun süre kullanmadım. Herkes dil döküyordu ama bilmiyorlardı ki o insanlar yüzünden aldığım ve yine o insanlar yüzünden verdiğim kiloların beni ne kadar üzeceğini. Annemden gizli çöpe atıyordum. Durumum gittikçe kötüleşince içmek zorunda kalmıştım. Hem de ağlaya ağlaya. Ne acı. Büyün psikolojim bu yüzden altüst olmuş değil mi? Çok saçma... Ama değildi işte.İnsanların size bakışı değiştiğinde öyle olmuyordu. Adını unuttuğum insanlar bile yazmaya başlamıştı. Güzel tepkiler geldikçe kendime engel olmak istemiyordum. Hala o ilaç yüzünden aldığım kilolar duruyor. Umarım bir gün tekrar veririm... Ama ders aldım mı? Kesinlikle hayır. Her gün etrafımda 'Oha lan kıza bak ne kadar güzel, incecik' cümlelerini duydukça. Güzelliği hala sadece dış görünüşe bağlayan insanlar oldukça da ders  almıycam. Arkadaşlıktan girdim ve konu bana geldi. Arkadaşlık ilişkilerimle tek tek ilgilenmem ve hepsine dair bir şeyler anlatmam gerek çünkü. Ve yine hayatımdaki her şeyi değil. Belki de bu yazı sizin için fazla uzun ama benim hayatımın ufak parçaları. Kimse henüz her ayrıntılarıyla bilmiyor. Bilinsin de istemem. Ben sadece dinlerim, yazarım, pek konuşmam. Acınası bir durum değil ya da birileri bana acısın diye yazmadım. Yazmak için yazdım, belki gereksiz duygusallık yaptım ama herkes kendi hayatında başrol oynar değil mi? Belki de benim hayatımda sadece yan oyuncular olarak okuyorsunuz bunları. Belki de kendi hayatınızdan bir şeyler buluyorsunuz.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

-Sufle - Pus

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder