26 Mayıs 2017 Cuma

'TOZ BEZİ'

Yazılarımı kaç kişi gerçekten okuyor bilmiyorum. Belki de sadece benim buranın yazarı ve okuyucusu. Saçmaladığım çok oluyor. Yazdıklarım bazen aptalca gelebilir ama zaten insanların yaptıkları da aptalca. Bunları yazarken bir miktar saçmalıyor ya da sıkıyor olabilirim. Söylediklerim hep dinlensin, daha fazla kişiye ulaşsın istedim hep. Kendimi, nasıl biri olduğumu anlatmaktan çok fazla yorulmuştum çünkü. Şimdi buraya içimdekileri yazıyorum, kim okuyor bilmiyorum ama ciddiye alan varsa da çok teşekkür ederim. Bu zamanlarda yazılanlara pek önem verilmiyor. Yazılar rağbet görmüyor çünkü okumaya o kadar üşenen insanlar var ki. Youtube'a girip trendlere bakıyorum, anasayfa da geziniyorum. O kadar saçma videolar milyonlarca izlenmiş. Sanırım büyük kitlelere ulaşmak için çok yanlış bir yol seçmişim. Belki de makyaj üzerine bir şeyler yazmalıydım. O zaman yazılarım highlighter gibi parlardı. Servet öderdim makyaj malzemelerine, gelir burda anlatırdım herkese. Neyi nerden kaç dolara, kaç tl ye aldığımı. Bu işi gerçekten yapanlara sözüm yok tabi ama ben sevmiyorum. Geçen birinin videosuna denk geldim, kızın aylık alışverişi benim 2-3 yıllık alışverişime denk geliyor. Abartma artık demeyin. Video da dolarlar, eurolar, tl ler havada ucusuyordu. Bi 2-3 bin tl vardı o aylık alışveriş. Ve her nedense en az 3 ayda 1 aylık alışveriş videoları yüklenmiş hepsi de öyle uçuk miktarlarda alışverişler. Benim o kadar param olsa yine de gidip vermem  küçücük bir şeye 1400 dolar. 'Ama çoğğgk hoş' gibi bir açıklama yapmazdım. Ben de her eşyanın belli bir üst sınırı vardır. O kadar kıyafet alacağıma kaç kişiyi sevindirirdim ben o parayla. Üstüne giyecek kıyafeti olmayan bir sürü kişi var. Ricayla kıyafet isteyen birine denk gelince daha iyi anlıyorsunuz. Sizin toz bezi kıvamındaki kıyafetleriniz onların bayramlıkları bile olabiliyor. Bu benim için savurganlıktır, görgüsüzlüktür. Bi kot cekete 1000-2000 tl veremem maalesef. Neymiş özelmiş tek onda varmış. Sen tek değilsin ama senin gibi binlercesi var. Binlerce kişi var böyle saçma seylere tonlarca para döken ve milyonlarca kişi var 5 tllik tişörte muhtaç olan. Biliyorum hiç değişmeyecek bu durum. Burs için gelen öğrencileri göz devirerek gönderirler, mekandan o öğrencinin yıllık bursu kadar para bırakıp çıkarlar. Hayatta kendiniz için en iyi olan yola saparken, o yolu oluşturan çiçekleri ve güzellikleri ezerek devam etmemeniz dileğiyle.  Ha bir de mümkünse kendinize vicdan alın. Çünkü siz onu da satın alırsınız.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sia - I'm in here


17 Mayıs 2017 Çarşamba

'İNSANLARIN GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ'

Arkadaşlık... Bi ara tüm hayatımın merkezine koymuş olduğum konu. Arasıra hala hayatımın merkezine uğruyor fakat bu aralar başka bir şey var hayatımın merkezinde, sorumluluklarım. Yine de arkadaşlık yakın çevresinde dolanıyor hayatımın.
Hayatın farkına varmaya başladığım zamanlara gidersek yani çocukluğuma inersek. İlk hatırladığım güzel arkadaşlıklardı. Kaldığımız yerde bir sürü arkadaşım vardı. Tabi bir de benim takımım. Henüz 6 yaşında falandım ama hepsiyle teker teker ilgilendiğimi anımsıyorum. Sitede çok korktuğumuz bir çocuğu sırf arkadaşlarımı korkuttuğu için sopayla kovaladığımı hatırlıyorum. Çocuğun adı bile aklımda, ayrıca bizden yaşça da büyüktü. Sopa darbelerim canını çok yakmış olacak ki bir daha hiç karşımıza çıkmamıştı. Genel de biz yolumuzu değiştirirdik onu görünce, bu sefer roller değişmişti. Her şey bu kadar güzel giderken iş nedeniyle bulunduğumuz yerden yüzlerce km uzağa taşınmamız gerekti. Benim için pek hoş olmayan bir durum ki bu kısmı hatırlamıyorum. Her şey yeni geldiğimiz şehirde başlıyordu. Denizli... Okulun ilk gününü hatırlıyorum, daha 1.sınıfım tabi. En arkaya oturmuştum sonra yanıma biri gelmişti. 1.sınıfa dair hatırladığım tek anımdı sanırım. Arkadaş edinememiştim bir türlü. Sokaktan eve gelmeyen ben, evden çıkmaz olmuştum. Upuzun saçlarımı kestirmişti annem. Tam depresyona girmiş durumdaydım. Henüz 4. sınıfken. Sanırım ergenliğimi o zaman yaşadığım için bu olgunluğum. Neyse arkadaşlık... Aslında o kadar çok şey yaşadım ki anlatmaya kalksam ayrıntılarıyla, kitap olur. Beni en çok vuran kısımlardan gidicem bu yüzden. Yavaş yavaş arkadaş edinmeye başlamıştım. Tabi bir deri bir kemik halimden baya etli butlu hale gelmiştim depresyonun etkisiyle. Herkesin sırrını anlattığı ama hiç dinlenilmeyen kız varya ? İşte o kız bendim. Kilo da almıştım. Yemek yemeyi bile sevmeyen ben. Annemin zorla ağzıma bir şeyler tıkıştırdığını hatırlarım. Beni hep korkuturdu iskelet gibi olacaksın diye. Tam tersi olmuştu maalesef. Herkesi dinledim ama 1 kişi bile beni dinlemedi. Zamanla ben anlatmak istemedim zaten. Belki de orda burda konuşmadığım için bana anlatılıyordu her şey. Kim kimin hakkında ne düşünüyor biliyordum, gözlemliyordum, her akşam kaloriferin dibinde ağlıyordum. Saçmaymış ama o yaşta acıtıyor. Tam hatırlamıyorum ama ya 5 ya da 6. sınıfta - ki öyle obez falan değildim- benimle dalga geçildiğinde kafama dank etmişti bazı şeyler. Görüntü önemliydi. Düşüncelerimi önemseyecek insanlar değillerdi onlar. Artık her gün hem insanları dinler olmuştum hem de içimdekileri yürüyüp, koştuğum sokaklarda atmaya. İlk ve orta okul döneminde sırasıyla olan sözde arkadaşlarımı tek tek kaybetmeye başlamıştım. Zaten bunun farkındaydım. Arkamdan konuşulduğununda. Liseye geçme zamanım gelmişti. Yeni bir okul, kurs, dershane hepsi benim için yeni bi umuttu. Lise için de öyle düşünmüştüm. Tam olarak hayal kırıklığına uğradığım söylenemez ama aradığım arkadaşta orda yoktu. Zamanla zayıfladım hem de fazlasıyla. Eskisi gibi yemek yememeye başladım, insanlar bana ne kadar zayıflamışsın dedikçe abarttım. En son günde 1 elma anca yiyordum. Günde 6-8 km ile başladığım yürüyüşler, uzun çok uzun koşulara ve 15-16 km ye dönmüştü. Yağmur, kar düşünmeden giderdim. Annemden gizli giderdim, sabahın 5inde giderdim, hasta hasta giderdim, diz kapaklarım acırdı yine giderdim. 2.5 yıl... Hep gittim, her gün gittim. Kimse bu maratona dahil değildi, haberdar değildi... Bu sefer de çok zayıflamışsın gözlerinin altı çökmüş, kemik gibisin sözleriyle karşılanmıştım. Ama şişko olmaktan iyiydi değil mi? İyice abarttım. Son hatırladığımda yaz ayıydı. Çok fazla kilo kaybetmeye başlamıştım. 47 kiloyu gördüğümü ve sevinçle fotoğrafını çektiğimi hatırlıyorum. Hastanelik olmadan önce... Kanımı alan hemşirenin beni baştan aşağı süzdükten sonra incecik kolumdan tutup, 'Kızımız da baya zayıfmış' dediğini hatırlıyorum. Kullanmak zorunda olduğum ilaçların bana kilo aldıracağını bildiğimden uzun süre kullanmadım. Herkes dil döküyordu ama bilmiyorlardı ki o insanlar yüzünden aldığım ve yine o insanlar yüzünden verdiğim kiloların beni ne kadar üzeceğini. Annemden gizli çöpe atıyordum. Durumum gittikçe kötüleşince içmek zorunda kalmıştım. Hem de ağlaya ağlaya. Ne acı. Büyün psikolojim bu yüzden altüst olmuş değil mi? Çok saçma... Ama değildi işte.İnsanların size bakışı değiştiğinde öyle olmuyordu. Adını unuttuğum insanlar bile yazmaya başlamıştı. Güzel tepkiler geldikçe kendime engel olmak istemiyordum. Hala o ilaç yüzünden aldığım kilolar duruyor. Umarım bir gün tekrar veririm... Ama ders aldım mı? Kesinlikle hayır. Her gün etrafımda 'Oha lan kıza bak ne kadar güzel, incecik' cümlelerini duydukça. Güzelliği hala sadece dış görünüşe bağlayan insanlar oldukça da ders  almıycam. Arkadaşlıktan girdim ve konu bana geldi. Arkadaşlık ilişkilerimle tek tek ilgilenmem ve hepsine dair bir şeyler anlatmam gerek çünkü. Ve yine hayatımdaki her şeyi değil. Belki de bu yazı sizin için fazla uzun ama benim hayatımın ufak parçaları. Kimse henüz her ayrıntılarıyla bilmiyor. Bilinsin de istemem. Ben sadece dinlerim, yazarım, pek konuşmam. Acınası bir durum değil ya da birileri bana acısın diye yazmadım. Yazmak için yazdım, belki gereksiz duygusallık yaptım ama herkes kendi hayatında başrol oynar değil mi? Belki de benim hayatımda sadece yan oyuncular olarak okuyorsunuz bunları. Belki de kendi hayatınızdan bir şeyler buluyorsunuz.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

-Sufle - Pus

14 Mayıs 2017 Pazar

'KARŞILIKSIZ SEVGİ'

Bugün Annelerimizin günü. Bizi 9 ay 10 gün belki de 10-15 gün fazladan taşımış, dünyadaki en büyük acılardan biri olan acıya dayanmış annelerimizin günü. Sadece doğurması değil büyütmesi de ayrı bir acıdır eminim. Çünkü büyüdüğümüzde bile annemizin gözünde hala küçücüğüz fakat öyle davranmıyoruz. Yeri geldiğinde bize aşçı edasıyla muhteşem yemekler yapan, hasta olduğumuzda türlü çabayla bize bakan adeta bir doktormuşcasına tavsiyeler veren annelerimiz... Maalesef tek bir günde hatırlanıyorlar. Oysa yılın her günü onların olmalı. Bugün annesiyle fotoğraf paylaşanlar yılın geri kalanında anneleriyle fotoğraf bile çekmiyor. Ama önemi yok ne olursa olsun asla bize darılıp küsmüyor annelerimiz. Ne zaman düşsek, ne zaman arkamızı dönüp gitsek bizi kolları açık bekliyorlar hep. Karşılıksız seviyorlar, kötü sözlerimizi içlerinde tutuyorlar. Çok üzülseler de belli etmiyorlar, biriktiriyorlar. Bizim ufak bi hediyemiz, içten sıcacık sarılmamızla hepsini siliyorlar. Bu hayatta kim bizi böylesine sevebilir ki? Dışarıdaki insanların kötü sözlerine maruz kaldığımızda, aldatıldığımızda, itildiğimizde kucağında saatlerce ağladığımız annelerimiz sevebilir.
Bizimle saatlerce konuştuklarında 'Anne abartıyorsun' desek bile abartmadığını öğrenmemiz çok uzun sürmüyor. 'Annem haklıymış' oluyor. Ama yine dinlemiyoruz tabi. Anne olunca anlarız ne de olsa :)
'Senin çocuğun olsun ben seni o zaman görücem' Her cümlelerinde empati kurmamızı sağlamaları da ayrı bir güzellik. Tabi tatlı bedduaları da yok değil. E biz de az çektirmiyoruz.
'Senin çocuğun da sana aynısını yapsın' gibi cümleleri sıkça duyuyoruz.
Kaybettiğimiz eşyaları döne döne arayıp en sonunda annemize sorduğumuzda 'Nereye koyduysan ordadır' demeleri ve üstüne gelip elleriyle koymuş gibi bulmaları...
Bazen kavga etsek de, sözlerini çoğu zaman dinlemesek de hep yanımızda olan annelerimiz. İyi ki varsınız. Siz olmasaydınız biz ne yapardık? Yaralandığımız zaman kime koşardık? Kim kollarını bize şefkatle açardı? Kim bizi karşılıksız sevebilirdi ki? Yaptığımız her hata için ve söylediğimiz her kötü söz için özür dileriz. Biz ne kadar büyüsek de hep küçük kalıcaz sizin için... ❤︎