18 Aralık 2016 Pazar

"CAN PAZARI, ÖLEN İNSANLIK VE AYLIK ALIŞVERİŞLER"

Bir süredir yazamıyorum nedense. Türkiyemizin üstündeki kara bulutlardan dolayı diyicem ama bu benzetmenin gerçeklik anlamı var artık. Kara bulut, toz, duman, patlayan bombalar. Bunun yanında çaresiz insanlar, çocuklar, küçücük bebekler... İnsanlarla beraber insanlıkta ölüyor, umutlarımızda. Bu maalesef yaşamamamız gereken ama yaşadığımız olaylar silsilesi hakkında konuşmak bile istemiyorum artık. Kelimelerde anlamını yitirdi çünkü. Her olayda söylenenler aynı yaşananlarda aynı. Yaşananlar ve hayatını yaşayamayanlar...

8 Aralık 2016 Perşembe

"ESKİDENDİ, ÇOK ESKİDEN."

Ah o eski bayramlar nerde?, eskiden böyle miydi? Gibi onlarca cümle kuruyoruz. Gerçekten eskiden böyle miydi insanlık ya da insanlık kaldı mı? Şimdi her şey kolay, evet bir sürü imkanımız var sevdiklerimize ulaşmak için fakat biz ulaşmıyoruz, ulaşmak istemiyoruz. Bir yerde oturduğumuzda telefonu bir kenara bırakıp muhabbet etmek bile çok zor artık. Arkadaşlarımızın neler hissettiğini attıkları tweetlerden çıkartıyoruz. Sormuyoruz nasılsın, iyi misin, neyin var? Diye. Gözlerde, bakışlarda anlam bile kalmadı. Anlam artık atılan tweetlerde, whatsapp durumlarında, paylaşılan şarkılarda/cümlelerde/şiirlerde aranıyor. Anlam aslında gözlerde, kalpte, bakışlarda, dokunuşlarda. Kim uğraşıcak ama değil mi arkadaşının derdiyle? O derece ruhsuz bedenler, o derece taştan/ soğuk bu insanlardaki kalpler. Yüzüne canım, cicim dedikten sonra arkasından sövebilecek kadar karaktersiz ve utanmaz insanlar... Sanırım ben fazla umursayan bir insanım. Kimsenin kalbini kırmamaya çalışırken, kendi kalbim kırılsa bile başkalarının yüzündeki tebessümle mutlu olmasını da bildim; gözyaşlarıyla hüzünlenip, ağlamasınıda. Şimdi bakıyorum arkadaşının ağlamasından keyif alanlar var. İyi/kötü demeden gece/gündüz farketmeden bizi dinleyecek insanlar olmalı hayamızda. Mutluluğumuzu kıskanıcak kadar bencilse biri, o kişi artık bizim için hiçkimse olmalı. Arkadaşım yok diye üzülenlerdenseniz bence pek üzülmeye gerek yok. Benim de yok fakat büyük bir eksiklik hissetmiyorum. En azından benim arkamdan konuşacak karaktersiz insanlar hayatımda yok. Ben derdimi paylaştığımda yapmacık bir tavırla 'ayyy canım çok üzüldüm' diyecek, bu yapmacık tavrıyla içimde kusma isteği uyandıracak kişiler yok. Ben eski arkadaşlıkları bilirim. Yeni bir kıyafet, telefon ya da oyuncak alındığında onu arkadaşımızla paylaştığımız zamanları bilirim. Oyun oynarken sürekli ebe olan arkadaşıma üzülüp bilerek sobelendiğimi, her akşam ezanına kadar içimizde kötülük olmadan, kimeye zarar vermeden oynadığımız oyunları bilirim. Elimdeki telefon arkadaşımınkinden daha iyiyse ya da arkadaşımın telefonu yoksa o telefonla hava atıp, gözüne sokmak yerine bunu onunla paylaşmasını bilirim. Sınıfta diğer arkadaşlarıma göre yüksek not aldıysam her ders 'En yüksek not benimdi, ben aldım o notu' gibi gereksiz ve egoyu tavan yapan cümleler kurmamam gerektiğini bilirim. Ve buna benzer yüzlerce kalpten olan davranışı bilirim. Bildiklerim şimdi çoğu kişinin bilmediği veya bilmezden geldiği şeyler. Şeyler işte. Adı bile konmaz. Yürekten olan davranışlardı çünkü bu davranışlar. İçimizden gelenlerdi. İçimizden gelmiyor artık, bunlar göstermelik davranışlar oldu. Profillerinde köpeklerle, kedilerle sevimli (!) Fotoğrafları olanların gerçek hayatta hayvanlara karşı iğrenç tavırlarının olması da ayrı bir ironi zaten.
Komşusu açken tok yatan bizden değildi. O zaman bizden olan çok az insan var. Hayvanlar bile yiyeceklerini paylaşması gerektiğinin farkındayken bu insanların sorunu ne? Hani o çok yumuşak kalbiniz? Niye sadece büyük bir olay olduğunda açılıyor o pis ağızlarınız? Artık yaşanan her olaya karşı yazı bile yazasım gelmiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı yakında yavaş yavaş hepimizi öldürücek. Belki bugün dokunmadı sana, peki ya yarın? Amaaaan dokunana kadar sorun yok, paran varsa zaten sana açılan her kapı kaçış yolun olabilir.
İçinde gerçek sevgiyi ve iyiliği taşıyan insanlarla tanışmak istiyorum ben artık. Başkasının yaptığı ufacık iyiliği gördüğümde bile yüzümde kocaman bir gülümseme oluyor. Hala kalbinde iyiliği ve güzelliği barındıran (az da olsa) insanların olması beni mutlu ediyor. Kalbinizin kıskançlığa ve fesatlığa esir olmaması dileğiyle. Kendinize ve başkalarına iyi bakın, iyi davranın. En önemlisi de kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, başkalarına da öyle davranın.


-------------------------------------------------------------------

*Sezen Aksu - Eskidendi, çok eskiden
*Yüzyüzeyken Konuşuruz - Bakkal Osman Abi

1 Aralık 2016 Perşembe

'HAYAT YARIŞIMIZ'

Bazen her şeyi bırakıp gidesim geliyor bu şehirden. Aslında kaçmak istiyorum insanların bencilliginden, kibirinden, yalanlarından. Şehir üstüme üstüme geliyor sanki. Araba gürültüsü, trafik, binalar... hepsi beni boğuyor. Ama bağlı olduğum çok fazla şey var aynı şehirde. Ailem, okulum, sevdiklerim, sevdiğim... Yapamıyorum, hiç birimiz yapamıyoruz. Ormanın içinde bir evim olsa her tarafı cam olan. Tek ulaşım şekli yürüyerek ya da atlarla olsa. Sanırım bu baş ağrılarımda o zaman geçicek. Hatta biraz abartırsak huzurdan bile ölebilirim o zaman.
Düşünsenize bir yere yetişme telaşımız yok, uğraşmamız gereken dersler, almamız gereken yüksek(!) notlar ve en önemlisi insanlar yok. Kimseye kendimizi beğendirme çabası olmadan, belirli kurallar olmadan yaşamak... ama gerçekten yaşamak bu öylesine değil.
Gece kapkaranlık gökyüzüne baktığımızda artık milyonlarca yıldızı da görebiliyor olmak ne kadar da hoş olurdu.
Bunlar hayal gibi geliyor ama zaten hayal. Hepimiz bulunduğumuz bu dünyada daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak için çırpınıyoruz. Doğduğumuz andan itibaren yarış başlıyor. Başlatılıyor daha doğrusu.
'Oğlum/kızım büyüyünce doktor olucak, avukat olucak, çok iyi paralar kazanıcak.'
Bu beynimize daha küçük yaşta o kadar sokuluyor ki, başka meslek yokmuşcasına düşünüyoruz. Büyüdükçe bazı şeyleri anlıyoruz tabi ama o zaman işte gerçek yarış başlıyor. Yüzlerce sınava giriyoruz, yüzlerce stres anı yaşıyoruz. Sırf bu yüzden arkadaşlarıyla arası açılan çok insan tanıyorum. 'Sen beni geçtin ben de seni geçmeliyim!' Diye düşünen. Bu dönemde aile desteği çok önemli bana kalırsa çünkü başarısız olursam aileme ne derim düşüncesi bu stresi iki üç katına çıkartıyor. Geniş bir açıdan baktığımızda aslında en önemli şey sınav değil ama bu yarışta odaklandığımız o oluyor. Başarısız olmayı ne biz ne de ailelerimiz kabullenemiyor. Başarısız oldukça üstümüzdeki baskı artıyor. Aile baskısı, arkadaşlarının daha iyi olmasının yarattığı 'Onlar yaparken ben nasıl yapamam!' Düşüncesi, öğretmenlerin beklentileri...
Böyle bir durumda sağlıklı düşünemiyor insan da haliyle. Ortaokuldaki sınavlar bitiyor, lisedekiler başlıyor ardından büyük, en büyük sınav geliyor 'Üniversite sınavı'. Doktor/avukat olucaktım ben ama şimdi geldiğim yere bak diye düşünüyor insan. Çünkü bu kafasına böyle işlemiş. Doktor/avukat değilsen para kazanmak zor ya da vasifsizsin gibi geliyor. Tabi yaşanan onca stresten sonra üniversiteye 'kapağı atmak' yetiyor bir yerde. Ama sınavlar bitmiyor. Hiç bir zaman bitmeyecek. Üniversite bittiğinde iş için sınavlara giricez, iş bulduktan sonra daha çok para kazanmak, daha iyi yerlere gelmek için sınavlara giricez ve bu böyle devam edicek. Düşündükçe karamsarlığa sürükleyen bu bitmeyen döngünün içinde kayboluyoruz, kişiliğimizi ve benliğimizi de beraberinde sürüklüyoruz. Kesinlikle siyaseti sevmem yapılması da hoşuma gitmez ama Türkiyemizdeki bu berbat eğitim sistemi hepimizi bitiriyor. Tamamen sağlıklı bir psikolojiye sahip değilim bende. Bunu biliyorum çünkü sınavlarımda başarısız olduğumda beynimde bi ağırlık hissediyorum, kendime çok fazla yükleniyorum. 'Nasıl başarılı olamadım!' diye söylenip duruyorum. Kafayı yeme noktasına geliyorum. Böyle bi yarışa bizi sokanlar utansın sadece. Gelecekte daha da kötü olucak çünkü düzeltmek yerine daha da kötü yapıyorlar bu sistemi. Küçücük çocuklar kendini bilmeden sınava giriyorlar. Bizde SBS vardı, şimdi Teog, yarın başka bir şey çıkartırlar. Daha da stresli bi sınav yöntemi. Bütün nesil sınavlarla uğraşırken hayattan ders almayı bıraktı. Hayatında hatalar yapmaya başladı ama sınavında yapamaz hata, başarısız olamaz kesinlikle. İnsanlarla kurduğu ilişkileri zamanla zayıfladı çünkü bu çocuk bir yarışta ve diğerleriyle iyi geçinmek yerine sürtüşmesi gerekiyor. Biraz da hayattan ders almak lazım, bulunduğumuz hayatta da başarılı bireyler olmalıyız. ilişkilerimizle, davranışlarımızla, iyi niyetimizle. Bu yarışta benliğinizi kaybetmemeniz dileğiyle. Herkese başarılar.
Kendinize ve çevrenizdekilere iyi bakın.


-------------------------------------------------------------------

Jason Mraz, James Morrison - Details in the Fabric