18 Aralık 2016 Pazar

"CAN PAZARI, ÖLEN İNSANLIK VE AYLIK ALIŞVERİŞLER"

Bir süredir yazamıyorum nedense. Türkiyemizin üstündeki kara bulutlardan dolayı diyicem ama bu benzetmenin gerçeklik anlamı var artık. Kara bulut, toz, duman, patlayan bombalar. Bunun yanında çaresiz insanlar, çocuklar, küçücük bebekler... İnsanlarla beraber insanlıkta ölüyor, umutlarımızda. Bu maalesef yaşamamamız gereken ama yaşadığımız olaylar silsilesi hakkında konuşmak bile istemiyorum artık. Kelimelerde anlamını yitirdi çünkü. Her olayda söylenenler aynı yaşananlarda aynı. Yaşananlar ve hayatını yaşayamayanlar...

8 Aralık 2016 Perşembe

"ESKİDENDİ, ÇOK ESKİDEN."

Ah o eski bayramlar nerde?, eskiden böyle miydi? Gibi onlarca cümle kuruyoruz. Gerçekten eskiden böyle miydi insanlık ya da insanlık kaldı mı? Şimdi her şey kolay, evet bir sürü imkanımız var sevdiklerimize ulaşmak için fakat biz ulaşmıyoruz, ulaşmak istemiyoruz. Bir yerde oturduğumuzda telefonu bir kenara bırakıp muhabbet etmek bile çok zor artık. Arkadaşlarımızın neler hissettiğini attıkları tweetlerden çıkartıyoruz. Sormuyoruz nasılsın, iyi misin, neyin var? Diye. Gözlerde, bakışlarda anlam bile kalmadı. Anlam artık atılan tweetlerde, whatsapp durumlarında, paylaşılan şarkılarda/cümlelerde/şiirlerde aranıyor. Anlam aslında gözlerde, kalpte, bakışlarda, dokunuşlarda. Kim uğraşıcak ama değil mi arkadaşının derdiyle? O derece ruhsuz bedenler, o derece taştan/ soğuk bu insanlardaki kalpler. Yüzüne canım, cicim dedikten sonra arkasından sövebilecek kadar karaktersiz ve utanmaz insanlar... Sanırım ben fazla umursayan bir insanım. Kimsenin kalbini kırmamaya çalışırken, kendi kalbim kırılsa bile başkalarının yüzündeki tebessümle mutlu olmasını da bildim; gözyaşlarıyla hüzünlenip, ağlamasınıda. Şimdi bakıyorum arkadaşının ağlamasından keyif alanlar var. İyi/kötü demeden gece/gündüz farketmeden bizi dinleyecek insanlar olmalı hayamızda. Mutluluğumuzu kıskanıcak kadar bencilse biri, o kişi artık bizim için hiçkimse olmalı. Arkadaşım yok diye üzülenlerdenseniz bence pek üzülmeye gerek yok. Benim de yok fakat büyük bir eksiklik hissetmiyorum. En azından benim arkamdan konuşacak karaktersiz insanlar hayatımda yok. Ben derdimi paylaştığımda yapmacık bir tavırla 'ayyy canım çok üzüldüm' diyecek, bu yapmacık tavrıyla içimde kusma isteği uyandıracak kişiler yok. Ben eski arkadaşlıkları bilirim. Yeni bir kıyafet, telefon ya da oyuncak alındığında onu arkadaşımızla paylaştığımız zamanları bilirim. Oyun oynarken sürekli ebe olan arkadaşıma üzülüp bilerek sobelendiğimi, her akşam ezanına kadar içimizde kötülük olmadan, kimeye zarar vermeden oynadığımız oyunları bilirim. Elimdeki telefon arkadaşımınkinden daha iyiyse ya da arkadaşımın telefonu yoksa o telefonla hava atıp, gözüne sokmak yerine bunu onunla paylaşmasını bilirim. Sınıfta diğer arkadaşlarıma göre yüksek not aldıysam her ders 'En yüksek not benimdi, ben aldım o notu' gibi gereksiz ve egoyu tavan yapan cümleler kurmamam gerektiğini bilirim. Ve buna benzer yüzlerce kalpten olan davranışı bilirim. Bildiklerim şimdi çoğu kişinin bilmediği veya bilmezden geldiği şeyler. Şeyler işte. Adı bile konmaz. Yürekten olan davranışlardı çünkü bu davranışlar. İçimizden gelenlerdi. İçimizden gelmiyor artık, bunlar göstermelik davranışlar oldu. Profillerinde köpeklerle, kedilerle sevimli (!) Fotoğrafları olanların gerçek hayatta hayvanlara karşı iğrenç tavırlarının olması da ayrı bir ironi zaten.
Komşusu açken tok yatan bizden değildi. O zaman bizden olan çok az insan var. Hayvanlar bile yiyeceklerini paylaşması gerektiğinin farkındayken bu insanların sorunu ne? Hani o çok yumuşak kalbiniz? Niye sadece büyük bir olay olduğunda açılıyor o pis ağızlarınız? Artık yaşanan her olaya karşı yazı bile yazasım gelmiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı yakında yavaş yavaş hepimizi öldürücek. Belki bugün dokunmadı sana, peki ya yarın? Amaaaan dokunana kadar sorun yok, paran varsa zaten sana açılan her kapı kaçış yolun olabilir.
İçinde gerçek sevgiyi ve iyiliği taşıyan insanlarla tanışmak istiyorum ben artık. Başkasının yaptığı ufacık iyiliği gördüğümde bile yüzümde kocaman bir gülümseme oluyor. Hala kalbinde iyiliği ve güzelliği barındıran (az da olsa) insanların olması beni mutlu ediyor. Kalbinizin kıskançlığa ve fesatlığa esir olmaması dileğiyle. Kendinize ve başkalarına iyi bakın, iyi davranın. En önemlisi de kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, başkalarına da öyle davranın.


-------------------------------------------------------------------

*Sezen Aksu - Eskidendi, çok eskiden
*Yüzyüzeyken Konuşuruz - Bakkal Osman Abi

1 Aralık 2016 Perşembe

'HAYAT YARIŞIMIZ'

Bazen her şeyi bırakıp gidesim geliyor bu şehirden. Aslında kaçmak istiyorum insanların bencilliginden, kibirinden, yalanlarından. Şehir üstüme üstüme geliyor sanki. Araba gürültüsü, trafik, binalar... hepsi beni boğuyor. Ama bağlı olduğum çok fazla şey var aynı şehirde. Ailem, okulum, sevdiklerim, sevdiğim... Yapamıyorum, hiç birimiz yapamıyoruz. Ormanın içinde bir evim olsa her tarafı cam olan. Tek ulaşım şekli yürüyerek ya da atlarla olsa. Sanırım bu baş ağrılarımda o zaman geçicek. Hatta biraz abartırsak huzurdan bile ölebilirim o zaman.
Düşünsenize bir yere yetişme telaşımız yok, uğraşmamız gereken dersler, almamız gereken yüksek(!) notlar ve en önemlisi insanlar yok. Kimseye kendimizi beğendirme çabası olmadan, belirli kurallar olmadan yaşamak... ama gerçekten yaşamak bu öylesine değil.
Gece kapkaranlık gökyüzüne baktığımızda artık milyonlarca yıldızı da görebiliyor olmak ne kadar da hoş olurdu.
Bunlar hayal gibi geliyor ama zaten hayal. Hepimiz bulunduğumuz bu dünyada daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak için çırpınıyoruz. Doğduğumuz andan itibaren yarış başlıyor. Başlatılıyor daha doğrusu.
'Oğlum/kızım büyüyünce doktor olucak, avukat olucak, çok iyi paralar kazanıcak.'
Bu beynimize daha küçük yaşta o kadar sokuluyor ki, başka meslek yokmuşcasına düşünüyoruz. Büyüdükçe bazı şeyleri anlıyoruz tabi ama o zaman işte gerçek yarış başlıyor. Yüzlerce sınava giriyoruz, yüzlerce stres anı yaşıyoruz. Sırf bu yüzden arkadaşlarıyla arası açılan çok insan tanıyorum. 'Sen beni geçtin ben de seni geçmeliyim!' Diye düşünen. Bu dönemde aile desteği çok önemli bana kalırsa çünkü başarısız olursam aileme ne derim düşüncesi bu stresi iki üç katına çıkartıyor. Geniş bir açıdan baktığımızda aslında en önemli şey sınav değil ama bu yarışta odaklandığımız o oluyor. Başarısız olmayı ne biz ne de ailelerimiz kabullenemiyor. Başarısız oldukça üstümüzdeki baskı artıyor. Aile baskısı, arkadaşlarının daha iyi olmasının yarattığı 'Onlar yaparken ben nasıl yapamam!' Düşüncesi, öğretmenlerin beklentileri...
Böyle bir durumda sağlıklı düşünemiyor insan da haliyle. Ortaokuldaki sınavlar bitiyor, lisedekiler başlıyor ardından büyük, en büyük sınav geliyor 'Üniversite sınavı'. Doktor/avukat olucaktım ben ama şimdi geldiğim yere bak diye düşünüyor insan. Çünkü bu kafasına böyle işlemiş. Doktor/avukat değilsen para kazanmak zor ya da vasifsizsin gibi geliyor. Tabi yaşanan onca stresten sonra üniversiteye 'kapağı atmak' yetiyor bir yerde. Ama sınavlar bitmiyor. Hiç bir zaman bitmeyecek. Üniversite bittiğinde iş için sınavlara giricez, iş bulduktan sonra daha çok para kazanmak, daha iyi yerlere gelmek için sınavlara giricez ve bu böyle devam edicek. Düşündükçe karamsarlığa sürükleyen bu bitmeyen döngünün içinde kayboluyoruz, kişiliğimizi ve benliğimizi de beraberinde sürüklüyoruz. Kesinlikle siyaseti sevmem yapılması da hoşuma gitmez ama Türkiyemizdeki bu berbat eğitim sistemi hepimizi bitiriyor. Tamamen sağlıklı bir psikolojiye sahip değilim bende. Bunu biliyorum çünkü sınavlarımda başarısız olduğumda beynimde bi ağırlık hissediyorum, kendime çok fazla yükleniyorum. 'Nasıl başarılı olamadım!' diye söylenip duruyorum. Kafayı yeme noktasına geliyorum. Böyle bi yarışa bizi sokanlar utansın sadece. Gelecekte daha da kötü olucak çünkü düzeltmek yerine daha da kötü yapıyorlar bu sistemi. Küçücük çocuklar kendini bilmeden sınava giriyorlar. Bizde SBS vardı, şimdi Teog, yarın başka bir şey çıkartırlar. Daha da stresli bi sınav yöntemi. Bütün nesil sınavlarla uğraşırken hayattan ders almayı bıraktı. Hayatında hatalar yapmaya başladı ama sınavında yapamaz hata, başarısız olamaz kesinlikle. İnsanlarla kurduğu ilişkileri zamanla zayıfladı çünkü bu çocuk bir yarışta ve diğerleriyle iyi geçinmek yerine sürtüşmesi gerekiyor. Biraz da hayattan ders almak lazım, bulunduğumuz hayatta da başarılı bireyler olmalıyız. ilişkilerimizle, davranışlarımızla, iyi niyetimizle. Bu yarışta benliğinizi kaybetmemeniz dileğiyle. Herkese başarılar.
Kendinize ve çevrenizdekilere iyi bakın.


-------------------------------------------------------------------

Jason Mraz, James Morrison - Details in the Fabric

27 Kasım 2016 Pazar

"PAZAR ÖNERİLERİ"

Günaydınn!!! Hepinize güzel ve mutlu pazarlar diliyorum! Bu yazım biraz çerez gibi olucak. (Harika benzetme yaptım 😂) Belki karamsar yazıyormuşum gibi gelebilir ilk 3 yazım ama herkesin karşılaştığı sorunlara değinmek istediğimden hem de ben, kendim, bizzat yaşadığım için daha iyi anlatabilirim diye öyle yazıyorum. Yaşamadan bilinmez çünkü bazı şeyler. Empati de bir yere kadar anlamanıza yardımcı olur. Yaşadığındaki gibi o duygular tüm hücrelerine yayılmaz. Tüm vücudunla hissedemezsin. Neyse ben yine her pazar olduğu gibi biraz twitterda biraz YouTube da takılarak vakit geçiriyorum. YouTube'a girdiğim an çıkamıyorum zaten. Saçma sapan şeyler izlediğim bile oluyor sırf can sıkıntısından😁 Önerebileceğim güzel kanallarda var tabi. (Makyaj kanalları dışında) Makyaj yapmayı çok sevmediğimden tek makyaj malzemeleriminde rimel ve rujdan oluştuğunu düşünürsek çok takılmamam normal. Makyajin temeli olan fondöten yok bir kere bende. Yoksa temeli değil miydi?😁.
 'TepkiKolik' güzel kanal. Gençlerin, çocukların ve youtuberların tepkileri var. (Filmlere, oyunlara, videolara, paranormal olaylara, eşyalara...). Sinir olduğunuz kanallar varsa eğer 'Yorekok' adlı kanal küfür etmeden çok güzel, komik ve eğlenceli bir şekilde gömüyor o kanalları😁 Barış Özcan'ın harika ve düzgün anlatımıyla merak ettiğiniz konularda sıkılmadan bilgiler alabilirsiniz. 'Stresle başa çıkmanın en iyi yolu' adlı videosu tam vize zamanıma denk gelmişti. Bana baya yardımcı oldu. İşini en iyi yapan youtuberlardan bana kalırsa. Bunun yanında coğunuzun zaten bildiği 'Orkun Işıtmak' (Işıldak)😁 ve ürkütücü anlatımıyla bildiğimiz 'Ruhi Çenet' var. Öneri yazısı oldu biraz ama bugün film, dizi, video izleme günü gibi geliyor bana. Evde tembellik yapma günü ya da tek izin gününde alışveriş'e çıkmalık bir gün. Alışveriş merkezleri pazarları fazla kalabalık olduğu için -kalabalığı sevmediğimden- pek gitmek istemiyorum. Evde oturup ya da biraz yürüyüş yapıp pazar gününü sonlandırmak daha çok hoşuma gidiyor. Twitter'a gelelim şimdi. '@toskofacts' komik yazılar yazıyor, gülmek istiyorsanız güzel bir profil. '@evseksisi' ve '@overlokcu12' de öyle komik profillerden. '@tuhafamasahici' güzel bilgiler, videolar paylaşıyor. Takip etmenizi öneririm. Aklıma gelenler bu kadar. Ha tabi ekşi sözlükte de çok fazla vakit geçiriyorum. Nasıl bir pazar gününüzün olmasını istiyorsanız, öyle bir pazar günü geçirmeniz dileğiyle. Önerilerim umarım çok boş gelmemiştir ve seversiniz. Kendinize mutlu bakınnn!💕
Öneri yazısı olduğu için bugün şarkı da önermek istiyorum fazladan.
-----------------------------------------------------------------

*Kalben - Doya Doya
*Alan Walker - Sing Me to Sleep
*Mia Martina - Latin Moon
*Liviu Hodor, Mona - Sweet Love
*Pale - Too Much
*Daft Punk - Instant Crush
*Sam Brookes - Numb

25 Kasım 2016 Cuma

"KALABALIKLAR VE YALNIZLIK"

Şu zamana kadar bile çok fazla insan tanıdım, ayrı ayrı izler bıraktı hayatıma giren herkes. Bazıları iyi olan anımsadığımda beni gülümseten, bazılarıysa beni ağlatabilen. Pişmanlıklarımda oldu. Keşke tanımasaydım dediğim insanlar... Hepsinden ayrı ayrı dersler çıkarttım. Aslında beni ağlatan kişiler bile benim bazı şeyleri farketmeme yardımcı oldular. Yaptığım her hatadan, tanıdığım her insandan bir şeyler öğrendim. Zamanla insanlara karşı sert durmaya başladım. Yani en azından dışardan sert biriymişim gibi duruyordum ve bu beni güçlü hissettiriyordu. Her şeye ağlayan 10-11 yaşındaki küçücük bir kızken, 19 yaşında zar zor ağlayan kocaman bir kadına dönüştüm. Bundan şikayetçi değilim, çünkü artık sadece kalbime dokunmayı başarabilen, hayatımda gerçekten önemli bir yeri olan insanlar için gözyaşı dökmemin gerektiğinin farkına varmış oldum.
Yeri geldiğinde sevdiklerime karşı yumuşacık olan kalbim, kötü insanlara karşı taş kesilmeye başladı. Yine de kimsenin kalbini kırmamaya çalıştım. Diğer türlü insanlıktan çıkmış olurdum. Duygusuz biri olmadım, sadece sevdiklerime karşı duygulu biri oldum. Gereksiz insan kalabalığından sıyrılıp 1-2 kişiyle daha sağlam mutlulukları, o kalabalıkta tek başıma üzüntülerimi taşımak yerine sadece 1-2 kişiyle paylaşmanın güzelliğini de tattim. Ama ne oldu? O insanlarla da arama başka insanlar girdi ve bu kalabalıkta kaybolmak yerine yalnızlığı seçtim. Şu anda 1 kişi var hayatımda bunca kırıklıkları, üzüntüleri paylaştığım. İki kişide yalnız kalabilirken tek başıma bunu istemiyorum artık. Kalabalıklar tehlikeli, yalnızlık can yakıyor. Sağlam arkadaşlıklar kalmamış, yüreği güzel olan insanlar çamura bulanmışlar. Doğru insanı bulmak her geçen gün daha da zor bir hal alıyor. Demem o ki her koşulda yanınızda olan kişilere sahip çıkın. Kalp kırmayın, saçma sebeplerden dolayı üzüp, ağlatmayın. Hayat çok kısa bunun için ve zamanımız varken sevdiğimiz insanlara sevgimizi göstermeliyiz, sevdiğimizi söylemeliyiz. Annemiz, babamız, kardeşimiz, arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz... Kim varsa yanımızda, o kişiyi hiç bırakmamalıyız. Umarım sevdiğiniz insanlar yanınızdadır daha önemlisi de sizi de seven insanların yanınızda olması tabii ki. İyi olan herkes mutluluğu hakediyor.


-----------------------------------------------------------------
Henüz 3.yazım ama yazılarımı okuyan 45-50 kişinin olması bile beni mutlu ediyor. Düşüncelerimi beğenmiyor da olabilirsiniz, bu gayet doğal bir şey. Beni sabit okuyan 4-5 kişinin olması da bana yeter. Her yazımın altında bir şarkı paylaşmak istiyorum, şarkılarım benim için çok değerli çünkü ve herkesle paylaşmayı da sevmem. İçimdekileri döktüğüm/paylaştığım bir yerde şarkılarım olmazsa olmaz diye düşündüm. Herkese iyi ve güzel geceler, sabahlar, saatler, günler, aylar ve yıllar diliyorum. Kendinize ve sevdiklerinize mutlu bakın.

*Yok Öyle Kararlı Şeyler - Yolların Sonundayım

BONUS:
*Yok Öyle Kararlı Şeyler - Kalabalıklar

21 Kasım 2016 Pazartesi

SORUNLAR, SORUNLARIMIZ.

Dünyada milyonlarca insan var ve milyonlarca problem. Sizin en büyük sorununuz ne peki? Aşk?, beğendiğiniz bir elbiseyi alamamak veya bedeninin kalmaması?, arkadaş bulamamak? Bu sorular farklı ölçülerde ve farklı şekillerde bir sürü soru doğurabilir fakat en önemli soru şu ki: "Bunlar gerçekten çok büyük bir sorun mu?" Bunun cevabını sorunlarınız büyüdükçe ve arttıkça kendiniz vermeye başlayacaksınız. Küçükken en büyük sorunumuz bize istediğimiz oyuncağın alınmamasıydı, şimdi sınavlardan istediğimiz sonucu alamamak, genel vücut ölçüleri standartında(!) olmamak, aşk, ailevi sorunlar vb. Genel olarak baktığımızda sorunlar büyüdükçe bunlarla başa çıkmaya çalışırken biz de büyüyoruz. Tabi bu hayatınızda ne kadar sorun olduğuyla da ilgili. Ne kadar çok sorunla başa çıkarsanız o kadar çok büyüyorsunuz. Başkasının kocaman bir sorunu sizin için ufacık bir sorun olabiliyor. Peki bunu daha da genişletirsek en en büyük sorunlara gelirsek. Hayatını sevdiğine kavuşamadan kaybeden, sokakta yatan, her akşam evine ekmek getiremeyen, anne/baba sevgisinden yoksun insanlar varken, kesinlikle bu sorunlar sorun değil. Bakın yine sorun diyorum çünkü artık en ufak bir şeyi büyütüp kocaman bir sorun haline getiriyoruz. Aslında hepimiz bunların farkındayız ama kendimize anlatamıyoruz. Sanki dünyadaki en büyük sorunu bizimkisiymiş gibi davranıyoruz.
-"Sevgilim benden ayrıldı, ne yapıcam şimdi?"
-"Ya o da bi şey mi beni sevgilim aldattı."
Sorun her zaman sorundan üstündür ve her zaman karşınızdaki kişinin sorunları sizden büyüktür. Tabii ki bunlarda bir sorun/dert ama çözümü olmayan şeyler değil. Sorunu iyice büyütmeden çözmek en akıllıca yöntemken, başkasının  sorununun üstünde tutmaya çalışmak acınası bir durumdur.
Belki de bu gerçek sorunları olan insanlardan olabilirdiniz. Bir çözümü olmayan sorunlarınız olabilirdi. Çözümü olan her sorun sadece kısa zamanlı bir sorundur. Çözümü bulduğunuz an o sorun ortadan kalkar. Her zaman daha kötüsünü düşünmek sorununuzu biraz daha çözülebilir hale getirir. Biliyorum zor ama bardağın dolu tarafını görmek zorundayız. 'Ya o bardak tamamen boş olsaydı?' Diye düşünmek zorundayız. Kendimizi kötü hissediyorsak başkalarının mutluluğuyla mutluluğu yakalamalıyız. Siz etrafınıza ne kadar kötü enerji yayarsanız o kadar sorun çekersiniz. Aslında her yeni güne uyanmak bile mutlu olmamız için bir sebep. Sokakta gördüğünüz herhangi bir çalışana, dükkanını yeni açan birine "Günaydın, kolay gelsin!" Demek bile insanı mutlu etmeye yetiyor. Sokaktaki kediyi, köpeği sevmek, birilerine yardım etmek hepsi ayrı ayrı mutluluklar. Sorunlarınızdan sizi uzakta tutabilecek, enerjinizi yükseltecek mutluluklar.
Umarım bu güzelliklerin farkına varırsınız ve bunların mutluluğunu tadarsınız. Bazen düştüğünüz ve bunları farkedemediğiniz zamanlar olucak, o zaman sadece biraz derin nefes alıp neler yapabileceğinizi düşünmelisiniz. En kısa zamanda sorunlarınızdan kurtulmanız ve hayatın olumlu yönlerini görmeniz dileğiyle. Kendinize mutlu bakın.


KARARLAR

Merhaba arkadaşlar! Bu blogdaki ilk yazım olucak. Umarım sizde bu yazının içinde kendinizden bir şeyler bulursunuz. İlk yazım kararlar hakkında olucak.
KARARLAR... Evet kararlar. Şu anda bulunduğumuz durumun nedenleridir. Aldığımız/verdiğimiz kararlar, bazı sonuçlar doğurur. İyi veya kötü. Karar almak ve vermek diyorum çünkü hayatımıza dair kararlar alırız, seçeneklere göreyse kararlar veririz. Çoğu kararımızdan pişman olduğumuzdaysa en çok kullandığımız kelime olan "keşke" çıkar ağzımızdan. Bu kararların dereceleri de vardır tabii ki. Mesela bir kıyafet seçerken keşke diğerini alsaymışım diyebiliriz ama bu hayatımızı büyük ölçüde etkileyen bir 'keşke' değildir. Karar vermeye ise çok küçük yaşta başlarız. Sanırım çoğumuzun ilk iki seçenekli ve karar vermekte en çok zorlandığı soru: " Anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun?"dur. Buna benim cevabım "ikisini de" olmuştur hep. O zaman 3. Bir seçenek yaratabiliyorduk kendimize. Ama büyüdükten sonra bir sorunun sadece bir cevabı olduğunu öğrendim. Buna sınavların da çok çok büyük bir katkısı oldu tabii ki 😁 18 yaşımdaki en büyük karar aşaması ise üniversite sınavı sonuçları açıklandığındaydı. Çok fazla seçenek vardı ve hangisinin ne gibi sonuçları olacağını bilmeden bir karar vermem lazımdı. Tabi başka bir seçenekte tekrar hazırlanmaktı ama bazı problemler olduğu için o seçenek benim için çoktan devre dışı olmuştu. Ailemin sürekli bizimle kal baskısı da karar vermemi ekileyen etmenlerdendi. Kararım özgürce olmayacaktı. Ya izmir ya da Denizli. Tek başıma bir yere gitmemi istemiyorlardı ama tek başıma karar vermemi de engelliyordu bu. Ve tercihleri yaptik. Yaptık diyorum çünkü onu da tek başıma yapamamıştım. Tabii ki sonucunda Denizli de kalıyordum. Henüz yanlış ya da doğru bir sonuç elde etmedim ama çokta pişman degilim. İzmire gitmeden beni nelerin bekleyeceğini bilemem sonuçta. Şimdi Üniversitedeyim. Ders seçiminde bile karar vermem gerekiyor. Üniversiteyi bitirdiğimde iş adına karar vermem gerekicek. Gün içinde verdiğim küçük kararları saymıyorum bile. Fakat en önemlisi de verdiğimiz kararlardan pişman olmayacağımızdan emin olmamız gerektiği. Bunu her zaman bilemeyiz, hatta bazı şeylere mecbur kalıp istemediğimiz bir karar alabiliriz ama verdiğimiz kararların iyi ya da kötü, arkasında olmamız lazım. Kötü sonuçları olduğunda alternatif yollar bulmamız lazım. Bu bizim hayatımız ve bizim kararlarımızla yön buluyor.